Anasayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle

Sitene Ekle Künye Arşiv  İletişim  rss  
ANASAYFA VİDEO GALERİ FOTO GALERİ FİRMA REHBERİ İLANLAR İLETİŞİM  
 
ABD’DEN ATAK HELİKOPTERİNE İTHALAT AMBARGOSU
OZAN ARİFE MİMAR VEFİK ALP’TEN VEFA
GENEL MERKEZ BURAK PEHLİVANI GÖREVDEN ALDI
Yeşil ve gri pasaportlulara kötü haber
İmamoğlu: Kanal İstanbul Projesini ’Halk


Ajans 09/ Aydın Haberleri - Uluslararası Sistem Neden Suriye’yi Seçti ?
Uluslararası Sistem Neden Suriye’yi Seçti ? BU YAZININ EKLENME TARİHİ 11-10-2019 / 21:48 | BU YAZI TOPLAM 877 KEZ OKUNDU.
   
TÜRKİYE İÇİN ELELE
adilbaris09@yandex.com
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ULUSLARARASI SİSTEM NEDEN SURİYE’Yİ SEÇTİ ?


Birleşmiş Milletler’in insani işlerden sorumlu yardımcısı Valeri Amos bu
hafta sonu Suriye’deki insani durumu görüşmek üzere Şam’da Suriyeli
yetkililerle bir dizi görüşmeler gerçekleştirdi. Son iki yıldır ülkenin
yaşadığı çatışma ortamı, ülkelerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca
Suriyeli, ülkedeki gıda ve yakıt kıtlığı, BM temsilcisinin öncelikli
gündemleri arasında yerini aldı. Şam’daki temaslarının ardından kamuoyuna
herhangi açıklama yapmamayı tercih eden Amos, geçtiğimiz haftasonu Dünya
Ekonomik Forumu’nun düzenlendiği Davos kentinde, Suriye’de yaşanan acıları
dindirmek için dünya güçlerinin yeterli mücadeleyi vermediğini yeniden
vurgulama ihtiyacı hissetmişti. Amos Davos’ta; "Suriye’deki insani durum
tam anlamıyla felaket ve daha da kötüye gidiyor. Şu anda gördüğümüz bu kötü
durumun nedeni uluslararası toplumun Suriye’deki krizi çözmek için
bütünleşememeleridir." açıklamasında bulundu.
 
Suriye’de yaşanan insanlık dramı yakında ikinci yılını dolduracak.
Milenyumun ilk 20 yılına damgasını vuran; 11 Eylül İkiz Kulelere yapılan
saldırılar, Irak Savaşı ve de Arap Baharı süreciyle belleklerden hiç
silinmeyecek olan, hayatını kaybedenlerin sayısının 60 bini geçtiği,
milyonların ülkesini terk etmek zorunda kaldığı Suriye olayları yer alacak.
Yeni yüzyılın bir önsözü mahiyetindeki bu yıllarda özellikle Suriye meselesi
masaya gelince Suriye’de olaylar başladığından beri uluslararası toplumdan,
tek bireylerine kadar, Suriye konusunda üzerinde yazılıp çizilmemiş,
konuşulmamış, çözümler üzerinde pazarlıklar- politikalar üretilmemiş bir an
bile geçirilmediği görülüyor. Fakat günün sonunda ortaya çıkan tablo tam da
Amos’un kişiliği ve kurumsal pozisyonunda bütünleşiyor; "bir tarafta insani
dram, diğer tarafta uluslararası toplumu temsilen Birleşmiş Milletler’in
kurumsal kimliği"

Amos’un Suriye’de insani kıyıma BM temsilcisi sıfatıyla çözüm bulmaya
çalışırken, uluslararası sistemin son derece siyasi kutuplaşmaya neden olmuş
böyle bir meseleden insanlık adına olumlu sonuçlar çıkarmak çok kolay olmasa
gerek. Zira Arap Baharı’nı yaşadığımız son 2,5 yıldan beridir, neredeyse tüm
sistemler kendilerine ait tarihsel politikalarını yeniden gözden geçirip
revize etmeye çalışıyorlar. Özellikle Suriye söz konusu olduğunda ise kendi
devlet aygıtlarını neredeyse kendileri teste tabi tutarcasına, kurumlarını
yeni koşullara göre yeniden yapılandırabiliyorlar. Fakat günün sonunda olan
yine binlerce masum sivillere oluyor.
 
Sürecin Suriye’de bu kadar acımasızca ve kanlı geçmesindeki başlıca
nedenlerden biri de Arap Baharı’na hazırlıksız yakalanan uluslararası
toplumun karar vermede son derece aceleci olmasıydı. Irak Savaşı sonrası
neredeyse tüm tarafların Arap coğrafyasına dönük politikalarını bir an önce
hayata geçirmek istemelerinin en zirve noktasında Arap isyanlarının petrol
zengini Libya’ya sıçramasıyla, taraflar ellerinden büyük bir fırsatın
kaçmakta olabileceğini hissettiler. Fakat bu durum ABD haricindeki tüm diğer
taraflar nezdinde üretilmiş herhangi somut politika olmadığı bir döneme denk
gelmişti. 11 Eylül Saldırılarının hemen ardından "küresel terörizm ile
savaş" ilan etmesi ABD’nin uluslararası toplum nezdinde Irak’ı İşgal
etmesinin hukuki zeminini oluşturabilecek malzemeler barındırırken, ABD’nin
geniş bir coğrafyayı kapsayan bir Ortadoğu Politikası üretmesine ve orada
kalabilmesine olanak sağlıyordu.
 
Irak Savaşı’yla birlikte uluslararası toplumun üretebileceği, üzerinde
uzlaşı sağlayabileceği yegâne ortak, "küresel düşman" terörizmin Irak
odağında işlerlik kazanması, 2008 Dünya Ekonomik Krizi’ne kadar sistem
unsurları tarafından kabul edilebilir araçlar sunmaktaydı. Fakat ekonomik
krizin neden olduğu tavsamalarla birlikte küresel güç merkezlerinin kendi
politik havzalarını genişletme iradeleri, Ortadoğu’ya dönük tüm büyük
politikaları birer spesifik araçlar haline getiriverdi. Örneğin, Irak’ta
diktatör bir rejimin olması ve El-Kaide Terörü ABD ulusal güvenliği için
topyekün bir politika hedefiyken, ekonomik krizden sonra bunlar ancak
ABD’nin ilgili kurumlarının ilgisi dâhilindeki gündemlere kayıverdi. Her ne
kadar 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’nin bir terör tanımı yapabiliyor
olmasına rağmen aslında uluslararası sistem tarafından üzerinde mutabakat
sağlanmış mutlak bir tanımlama bulunmamaktadır. Suriye’de yaşananların
temelinde de Irak Savaşı’nda çerçevesi belirlenmiş bir terör tanımlaması
olmasına karşın, Suriye özelinde Ortadoğu coğrafyasına dönük herhangi somut
politikasının olmamasından, var olan politikaların da sadece dış politika
araçları ve kurumları üzerinden yürütülmeye çalışılmasından kaynaklandığı
söylenebilir.
 
Suriye’de Terörizmi Kim Tanımlıyor?
 
Politik çerçeveden uzak olarak terörizm uluslararası hukuk doktrini
çerçevesinde ele alınmış ve temelde iki farklı görüş ortaya çıkmıştır. Buna
göre birinci hakim görüş, uluslararası toplum terörizmi tam olarak
tanımlayamamaktadır. Bu nedenle bu durum terörizmle mücadelenin en önemli
handikapı olarak ortaya çıkmaktadır. Üzerinde uzlaşıya varılamamış bir
terörizm tanımında; hangi eylemlerin terörist eylem olarak nitelendiği, bu
eylemlerin nasıl önleneceği konusunda karşılaşılacak sorunların ancak
meselenin en temelde uluslararası toplumun üzerinde mutabık kalacakları
ortak bir terörizm tanımı yapılmasından geçtiği savunulmaktadır. Irak, Libya
ve Suriye gibi devletlerde terörist eylem olarak nitelenen faaliyetler ile
halkların bağımsızlık için verdikleri meşru mücadelenin arasındaki ayrımı
ortaya konulabilmesi için uluslararası toplum tarafından sağlıklı bir
terörizm tanımlaması yapılması gerektiği savunulmaktadır. (1)

Böyle bir tanımlamanın yapılmasının gerekmediğini savunan ikinci görüşte
ise; pratikte böyle bir tanımın yapılmasının mümkün olmadığını ileri
sürmektedirler. Terörizmin tanımlamasının imkansızlığını ortaya koyanlar bu
soruna karşın, bir tanımlama yapmaktan ziyade terör oluşturan suça
yoğunlaşmanın daha sağlıklı olduğu görüşünü savunmaktadırlar.
 
Başta Suriye olmak üzere çoğu Ortadoğu ülkesine dönük, her iki terörizm
tanımındaki farklı iki görüş, Arap ayaklanmalarının yaşandığı bölgelerin bir
an evvel istikrara kavuşması adına, ikinci görüşün daha genel geçer bir
yaklaşım olması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Suriye’de
uluslararası hukukun alanına giren kavramsal çerçevede, uluslararası toplum;
kendi kaderini tayin, iç savaş, direniş, devrim, ayaklanma gibi tanımlamalar
üzerinde mutabakat aramak yerine, terörizm amaçlarıyla, varacağı noktayla
değil, spesifik olarak eylemin bizzat kendisiyle tanımlanmalıdır.
 
Suriye ve Libya başta olmak üzere Ortadoğu ülkelerinin çoğunda bireysel
şiddet eylemleri, şahsi çıkar ve kazanç eylemleri terör olarak
nitelendirilirken, Batı karşıtlığı, anti-Emperyalizm, sömürgecilik
karşıtlığının şiddete dönüşmesi, çoğu zaman meşru müdaafa hakkı ya da en
ileri şekilde ideolojik politik bir eylem olarak nitelendirilmiştir.
 
Anti-Emperyalizm veya sömürge karşıtlığının şiddete dönüşmesinin, silaha
başvurulmasının tanımlanması, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne ek
protokolde şu şekilde yer almış, "Yabancı işgaline ve ırkçı rejimlere karşı
mücadele eden halkların silahlı çatışmaları" kapsamında değerlendirme
yapılmıştır. Bu değerlendirme grupların mücadelesinin tıpkı uluslararası
çatışmada yer aldığı şekliyle ilgiye mazhar bir durum arz edebileceği kabul
edilmiştir. (2)

Cenevre sözleşmesi ve ek protokollere göre bu tür silahlı çatışmaların tıpkı
uluslararası silahlı çatışma şeklinde görüldüğü açıktır. Ancak özellikle
NATO’ya üye devletlerin çoğunun, halkların mücadelelerinde açıkça silahlı
mücadele edebilecekleri öngörüldüğü durumlarda, olumsuz yönde karar
bildirmeleri veya tarafsız kalmaları bu konuda uluslararası toplumda genel
kabul gören bir tanımlamanın oluşmadığı anlaşılmaktadır.
 
Sonuç Yerine:
 
11 Eylül Saldırılarından beridir uluslar arası toplum ve sistemler sürekli
kendini yenileme ve kaybettikleri açıklarını kapatma gayreti içerisine
girmiş bulunuyor. Irak Savaş’ının ardından Ortadoğu’ya yönelik politikaların
gerisinde kalmak istemeyen tüm taraflar, öngörülmeyen Arap ayaklanmalarıyla
karşılaşınca olabildiğince aceleci davranmak durumunda kalmışlardır.
Tunus-Mısır-Libya’da Arap ayaklanmalarının netice alması, Suriye özelinde de
benzer beklentilerin doğmasına neden olmuştur. Fakat uluslar arası toplumun
11 Eylül saldırılarının ardından Ortadoğu’ya yönelik "terörle savaştan"
başka geliştiremediği politikaları, Suriye’de karşılık bulmamış ve uluslar
arası toplumda bu durumu fırsata dönüştürmek istemesiyle kendilerini yeniden
yapılandırma imkanlarını kovalamışlardır. Bu durum Suriye üzerinde eksenleri
ikiye bölmüştür. Bir tarafta Suriye’deki rejimi meşru devlet yönetimi olarak
kabul edenler ile, diğer tarafta Suriye’deki Muhalifleri bağımsızlık
savaşçısı olarak görüp, Suriye rejimini kendi halkına karşı terör üreten bir
yönetim olarak kabul etmişlerdir. Haliyle bu durum Türkiye’nin Suriye ile
olan ilişkilerinde ikili bir mesele olmaktan öte, uluslar arası toplumun bir
sorunu haline karşılık gelmektedir. Türkiye ise başından beri Suriye
halkının yanında yer alarak derin misyonunu icra etmeyi sürdürmektedir.





 ADI SOYADI :  
 
 E-MAİL :  
 
 
 
 
 
 
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR
 
1 - PEH PEH PEH

30-08-2014 - 23:49

 
2 - TÜRKİYELİLİK

30-08-2014 - 23:45

 
3 - RESTORASYON VE YENİ TÜRKİYE

30-08-2014 - 23:43

 
4 - ÇARPIK KENTLEŞME VE KENTİMİZ

06-07-2014 - 14:46

 
5 -

28-06-2014 - 12:42

 
 
DİĞER YAZILAR :  [ 1 ]  [ 2 ]  [ 3 ]  [ 4 ]  [ 5 ]  [ 6 ]  [ 7 ]  [ 8 ]  [ 9 ]  [ 10 ]  [ 11 ]  [ 12 ]  [ 13 ]  [ 14 ]  [ 15 ]  [ 16 ]  [ 17 ]  [ 18 ]  [ 19 ]  [ 20 ]  [ 21 ]  [ 22 ]  [ 23 ]  [ 24 ]  [ 25 ]
 
YAZARIMIZA AİT SİSTEMİMİZDE KAYITLI TOPLAM 121 ADET YAZI KAYITLI .
 
 
           ..
 
TÜM YAZARLAR



Aydın Hava Durumu

Salı Çok Bulutlu Çok Bulutlu 16°C 5°C

Çarşamba Sağanak Yağışlı Sağanak Yağışlı 16°C 9°C

Perşembe Çok Bulutlu Çok Bulutlu 17°C 8°C



           YORUMLAR
CENK ÇAYIRLI

     Bu ülke 50 milyon için Tank Fabrikasını Katarlılara verdi. Yüzen saraya 56 Milyon harcanıyor...Bu arada açlıktan ...

ASTO STK PLATFORMU

     Yıllardır belli Dernek ve Vakıflara aktarılan kaynaklar gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşacak. Tebrikler. ...

KÜRŞAT GÜLER

     ÇETİNLER MARKET AYDINDA GÜVENİLİR ALIŞ VERİŞ YAPABİLDİĞİMİZ BİZİM DEĞERİMİZ... ...

VELİ TİRYAKİ

     Güzel bir anekdot Atanın Değer verdiği Türk Kadınını ne güzel ve anlamlı anlatmış Teşekkürler Ahmet Abi... ...

AYHAN ANIK

     Çok güzel bir anekdot. Bu güzel yazıları okuyunca çok mutlu oluyoruz. Kalemime emegine sağlık. ...

SELİN SEVER

     Yıllardır Kamu mallarının ihaleleri hep şaibeli olmuştu. Belediyelerin ihaleye girmesi bu yerlerin gerçek değerinde ihale edilmesini ...


           ANKET
Önümüzdeki Süreçte Bir Erken Seçim Bekliyormusunuz.?
% 89 √ Toplam : 272 - 1- Evet Bekliyorum
% 8 √ Toplam : 23 - 2- Hayır Zamanında Yapılır
% 5 √ Toplam : 14 - 3-Fikrim Yok
   

TRT Spor Haberler



GÜNCEL   SİYASET   EKONOMİ   AYDIN   SAĞLIK   DÜNYA   SPOR   LEZZETLERİMİZ  
KÜLTÜR/SANAT   ÇEVRE   KAMPANYALAR   kampanyalar   YAZAR GİRİŞİ   SİVİL TOPLUM   EĞİTİM   HABER VİDEOLARI  
FİLM FRAGMANLARI   KOMİK VİDEOLAR   VİDEO  

RSS © 2012 Ajans 09/ Aydın Haberleri Sitesi
Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır
Gizlilik İlkeleri | Kullanım Koşulları | Künye | Reklam | İletişim