Anasayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle

Sitene Ekle Künye Arşiv  İletişim  rss  
ANASAYFA VİDEO GALERİ FOTO GALERİ FİRMA REHBERİ İLANLAR İLETİŞİM  
 
KADIKÖYE AFET BİLİNÇLENDİRME PARKI
Vefik Alp: İstanbul’a bağımsız aday
TSK ANKALARLA ÇOK DAHA GÜÇLENİYOR
ENSARİOĞLU: İYİ PARTİ KAVGA EDEN TARAF
CHP’Lİ ÖZEL RAHİP BRUNSONUN TAHLİYESİNİ DEĞERLENDİRDİ


Ajans 09/ Aydın Haberleri - YAHUDİLER NE İSTERLER !..
YAHUDİLER NE İSTERLER !.. BU YAZININ EKLENME TARİHİ 11-03-2018 / 00:40 | BU YAZI TOPLAM 2437 KEZ OKUNDU.
   
Ahmet Kısa
ahmtkisa@hotmail.com
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
YAHUDİLER NE İSTERLER !..

 

Hitler görevine başlayışından henüz üç ay bile dolmadan, 1 Nisan 1933 günü başlayan Yahudi işyerlerine boykot hareketinin ardından 7 Nisan 1933 tarihinde Devlet Memuriyetinin Meslek Olarak İfasına Yeniden Dönüş Yasası’nı çıkartır.

Safkan, yani Aryan ırkından olmayanların ve özellikle Yahudilerin veya rejim karşıtı (anti-nazi) olanların sindirilmesi, sırasıyla önce işlerinden, daha sonra toplum yaşamından soyutlanması ve nihayet yeryüzünden silinmeleri sürecinin yeşil ışığıdır bu yasa. Doğal olarak da, ilmin nur’undan korkan tüm rejimlerde olduğu gibi ilim ve bilim adamları ilk hedeftirler. Yahudi kökenli veya sosyalist eğilimli akademisyenler bilim ve irfan yuvalarından dışlanarak faaliyet görmeleri kısıtlanır, yasaklanır.

Almanya’dan, ve daha sonra Avusturya’dan, kaçan akademik kişiler sığınacak limanlar aramaktadırlar. Bu kişilere yardımcı olmak üzere New York’da Emergency Committee, Londra’da Academic Assistance Council gibi kuruluşlar faaliyete geçer. Kimi bilim adamları ABD’ye göç ederken Avrupa’da kalmayı yeğleyen çoğunluğun ilk durağı ise, belki de anadilleri olan Almanca lisanı hakim olduğundan, Zürich’tir. Mart 1933 de İsviçre’ye iltica eden, Frankfurt Tıp Fakültesi Patoloji Enstitüsü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Philipp Schwartz öncülüğünde Notgemeinschaft deutscher Wissenschaftler im Ausland - NdWA (Yurtdışındaki Alman Bilim Adamlarına Yardım Cemiyeti) adlı bir cemiyet kurulur 
Aynı dönemde Türkiye’nin gündemini işgal eden temel sorunlardan biri de Üniversite Reformu’dur. II. Abdülhamid’in Ağustos 1900’de kurduğu Darülfünun-u Şahane 10 yaşındaki genç ve dinamik Türkiye Cumhuriyeti için Atatürk’ün hedef olarak belirttiği muassır medeniyet  ilkesine cevap vermekten çok uzaktır. Maarif Vekaleti’nin Haziran 1931 de başlayan ve çağdaş anlamda bir üniversite reformu amaçlı çalışmaları tam hızla devam etmektedir. Bu sırada Atatürk, tarafsız ve objektif bir rapor hazırlaması için Cenevre Üniversitesi’nden Pedagoji öğretim üyesi Prof. Albert Malche’i Türkiye’ye davet eder. 

PROF.ALBERT EİNSTEİN VE PROF. ALBERT MALCHE

19 Ocak 1932’de Darülfünun’da kendisine ayrılan bölümde çalışmalarına başlayan Prof. Malche, öğretim üyeleri ve öğencilerle görüşerek, zaman zaman derslere ve hatta sınavlara girip durumu bilfiil gözleyerek  düzenlediği 95 sayfalık geniş ayrıntılı değerlendirme raporunu2 29 Mayıs 1932’de takdim eder. Raporu okuyan Atatürk’ün yorumu kısadır: “Bildiğimiz başka, hakikat başka”3. Sonuç bölümünde özetle, Darülfünun’un kapatılmasını, fen ve bilimin güncelliğine uymayan öğretim üyelerinin tasfiyesiyle kadro açığının yurtdışından getirtilecek bilim adamlarıyla tamamlanmasını, disiplinli bir eğitim sisteminin yerleştirilmesini ve gelecek nesil öğretim üyelerinin yetiştirilmesini öngören rapor, 1 Haziran 1932’de Başvekil İsmet (İnönü), Hariciye Vekili Dr. Tevfik Rüştü (Aras), Adliye Vekili Yusuf Kemal (Tengirşenk) ve Maarif Vekili Esat (Sagay) Beylerin katıldığı beş toplantıda müzakere edilerek onaylanır. 6 Haziran 1932’de İsviçre’ye dönen Prof. Malche de yeni sistemde görev almak üzere bazı bilim adamlarıyla temaslarına başlar.
Bundan sonra üniversite reformu ile ilgili tüm çalışmaları 19 Eylül 1932’de atanan Maarif Vekili Reşit Galip’in başkanlığında, Avni (Başman), Rüştü (Uzel), Kerim (Erim) ve Osman (Horasanlı) Beylerden oluşan bir Islahat Komitesi yürütür.
Bu arada modern üniversite reformunu öngören ve Prof. Malche’nin önerileri dikkate alınarak hazırlanan 2252 sayılı İstanbul Darülfünunun İlgasına ve Maarif Vekaletince Yeni Bir Üniversite Kurulmasına dair Kanun 31 Mayıs 1933 de yayınlanarak 1 Ağustos 1933 de yürürlüğe girer.

31 Temmuz 1933 tarihinden itibaren lağvedilen Darülfünunda görevli 157 öğretim üyesinden sadece 83’ü çalışmalarına devam ederken diğerlerinin yeni kurumla ilişikleri kesilir. 
Türk hükümetinin kendisinin kovduğu kişilerle temas kurduğunu öğrenen Hitler 8 Mayıs 1933 günü Berlin’deki makamına öfkeyle gelerek “Benim ortadan kaldırmak istediğim bu Yahudi alayı’nı Mustafa Kemal koruyamaz. Buna müsaade veremem.” diye tehditte bulunur ve Atatürk’e “Bu komünist profesörleri ülkenize sokmayınız” mesajı gönderir. Atatürk bu bilgi kendisine iletildiğinde Hariciye Vekili Tevfik Rüştü (Aras) ve Maarif Vekili Dr. Reşit Galip’e “Bir onbaşı beni cinayetlerine alet edemez” diyerek Türkiye’ye sığınmak ve Türk Üniversitelerinde görev yapmak isteyen Alman profesörlerle ilgili işlemlerin süratlandırılması talimatını verir.
5 Temmuz 1933 günü NdWA başkanı Prof. Philipp Schwartz,  Prof. Albert Malche ve Prof. Rudolf Nissen ile beraber İstanbul’a gelerek Maarif Vekili Dr. Reşit Galip ile görüşür ve  mülteci akademisyenlerin İstanbul Üniversitesi reformuna muhtemel katkıları konusunda kendisine ayrıntılı izahat verir. Schwartz ayrıca, Kerim (Erim) vasıtasıyla Ankara ziyaretini de düzenleyerek Maarif Vekaleti  yetkililerinden Salih (Zeki) ve Rüştü (Uzel) ile de görüşür. Reşit Galib’in de katılmasıyla olumlu bir şekilde süren müzakereler sonucunda bir ön anlaşma imzalanır. Reşit Galip‘in toplantının kapanış konuşmasındaki ifadesi çok anlamlıdır: “Bugün alışılmışın dışında, örneği gösterilemeyecek bir iş yapılan bir gün oldu.  500 yıl kadar önce İstanbul’u kuşattığımız zaman Bizanlı bilginler İtalya’ya göç etmişti, buna engel olamamıştık.  Sonuç olarak Rönesans gerçekleşti. Bugün ise Avrupa’dan bunun karşılığını alıyoruz” Kendisine sunulan ön anlaşma metni ile Prof. Schwartz’ın bıraktığı akademisyenler listesini onaylayan Atatürk aynı zamanda Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili Dr. Refik Saydam’dan Ankara  Nümune Hastanesi ve Hıfzısıhha Enstitüsü için de benzer temaslar yapmasını ister. Prof. Schwartz ve Prof. Nissen 25 Temmuz 1933 de tekrar Ankara’ya gelerek kesin anlaşmayı imzalarlar.
Genç T.C.’nin Üniversite Reformu Yasası 1 Ağustos 1933’de yürürlüğe girerken, kontratları imzalanmış çoğu Yahudi kökenli mülteci bilim adamları aileleriyle beraber Türkiye’ye gelmeye başlar. Türkiye geleneksel ve tarihi insancıl hoşgörüsüyle kucak açtığı Alman profesörlere ülkenin kültürel ihtiyacını destekleme olanaklarının da kapılarını açmıştır.  Üniversite 18 Teşrinisani (Kasım) 1933 günü, ancak üç hafta kadar önce 27 Teşrinievvel (Ekim)1933 tarihinde göreve başlayan yeni Maarif Vekili Hikmet Bayur tarafından, Beyazıt Meydanında eskiden Harp Bakanlığı olarak kullanılan bugünkü Merkez Bina’da açılır


Çarlık Rusyasında antisemit baskılar altında belirli köylerde çok kötü sağlık koşulları ile yaşamak zorunluluğunda kalan Yahudilerin çocuk sağlığını kısmen de olsa sağlayabilmek amacıyla 1912 yılında, Baron de Guinzbourg’un teşvikiyle, bir kaç Rus Yahudi hayırsever tarafından Rusya’da OSE – Oeuvre de Secours aux Enfants (Çocuklara Yardım Kurumu) kurulur. Rus İhtilalini takiben 1923’te Berlin’e taşınan ve Birinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda kısa zamanda Almanya, Letonya, Lituanya, Polonya, Romanya gibi ülkelerde yayılan bu dernekler 1923 yılında Paris’te, Prof. Albert Einstein’in başkanlığında Union des Sociétes OSE adıyla bir birlik teşkil ederler. Birliğin amacı “Yahudi Halklarının Sağlığının Korunması” tema’sı çerçevesinde genişletilir. 
Birliğin Onursal Başkanı Prof. Albert Einstein Ağustos 1933 ayında kendisini ziyaret eden İstanbul’lu Diş Tabibi Dr. Samy M. Gunzberg’e, Türkiye Cumhuriyeti Başvekaleti Celilesine (Başbakanlık Makamına) sunulmak üzere elden tevdi ettiği 17 Eylül 1933 tarihli mektupla, ekindeki listelerde adları ve kısaca özgeçmişleri belirtilen 15 Tıp Profesörü ile 31 deneyimli Tıp Doktorunun ülkemizde “yerleşerek icrayı sanat etmelerine müsaade buyurulması için müracaat” eder. Dr. Günzberg Albert Einstein’in orijinal dilekçesini ve eklerini, Türkçe çevirilerini de ekleyerek, 30 Eylül 1933 tarihinde Başvekalete iletir. Yazı Başvekil İsmet (İnönü) tarafından 9 Teşrinievvel 1933 tarihinde Maarif Vekaleti’ne iletilir ve işleme konur. Einstein’in bu girişimi Türk basınında da yer alır. 
Atatürk daha reform çalışmalarının başında, Prof. Einstein’in Türkiye’ye gelmesini istemiş, ancak ünlü bilim adamı ABD de imkanlar çok daha fazla olduğundan Princeton Üniversitesi’ni tercih etmişti.
Türkiye’de bu olumlu gelişmeler gerçekleşirken Hitler, İkinci Dünya Savaşı’nı başlattığı günlerde, Almanya ve Avusturya’da Nazi zulmünden kaçarak Türkiye’ye iltica eden bilim adamlarının ülkemizde ikametlerinden hala tedirgindir. Alman Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Herbert Scurla 1939 yılında Türkiye’ye gelerek Maarif Vekili Hasan Ali Yücel ile görüşür ve  “Bu bilim adamlarını bize geri veriniz. Size Almanya’nın en parlak beyinlerini gönderelim” mesajını iletir. Ancak Türkiye, o an Avrupa’nın ve belki de dünyanın en güçlü devleti durumunda olan Almanya ile ilişkilerinin bozulması pahasına da olsa baskıya boğun eğmez ve profesörler görevlerine devam eder. Scurla’nın dönüşünde Hitler’e tevdi ettiği, Türkiye’nin tutumunu belirten raporu  1987 yılında Alman arşivlerinde bulunur ve Türkiye Araştırmalar Merkezi (Berlin) tarafından kitap haline getirilir.
Türk üniversitelerinde görev yapan ve kalıcı eserler bırakan bu yabancı hocaların  girişimiyle tıptan mühendisliğe, tarımdan edebiyata, müzikten güzel sanatlara hemen hemen tüm dallarda öğretim geliştirilmiş, günümüzde çoğu hayatta olan bir sonraki kuşak bilim adamları yetiştirilmiştir.  
Bu yabancı bilim adamlarının bazıları Türk uyruğuna geçerken diğerleri İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesini takiben 13 yıl önce kovuldukları vatanlarına dönmeyi yeğlediler. Bazıları ise daha uygun koşullar sunan ABD Üniversiteleri’nin davetini kabul ettiler. Bu arada kimileri de ülkemizde vefat edip bu topraklara gömüldüler.
Albert Einstein’in 17 Eylül 1933 tarihli mektubunu ve Dr. Gunzberg’in müracaat dilekçesini tanıtmak amacı güden bu özet sunuşta Türkiye’de görev yapan, bir kısmı halen fiili görevde bulunan ikinci kuşak öğretim üyelerini ve bilim adamlarını yetiştiren, çoğu Yahudi kökenli bu ilim adamlarının kimlikleriyle ilgili ayrıntılı bilgiye, yazımı uzatmamak için, girmekten sakındım. Esasen bu konuda değişik yayınlar.  zaten mevcuttur.

1 Derneğin merkezi, Zürich’te Uraniastrasse No.40 da, Neue Züricher Zeitung Gazetesi’nin de içinde bulunduğu bir işhanındadır: Stanford J.Shaw, Turkey Rescues Distinguished Jewish and Non-Jewish Refugee Academicians from Nazi Persecution in Germany and Austria During the 1930’s makalesi.
2  Raporun tam metni: Ernst Hirsch, Dünya Üniversiteleri ve Türkiye’de Üniversitelerin Gelişimi, İstanbul. 1950, s.229. Üzerinde Atatürk’ün notları da bulunan orijinal metin: Utkan Kocatürk “Atatürk’ün Üniversite Reformu ile İlgili Notları”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cilt: 1, sayı: 1, s.3.
3  Prof. Dr. Ali Baki, Darülfünundan Üniversiteye, www.alibaki.com/dosyalar/darülfünundan üniversiteye 
4  Yunus Kobal, 1933 Üniversite Reformu’nun Atatürk’ün Kültür Politikasındaki Yeri, www.ait.hacettepe.edu.tr/akademik/arsiv/1933.htm
5  Stanford J. Shaw, agm.
6  Turhan Aytul,  “5 Büyük Kavga. 1-Atatürk-Hitler Çatışması”, Milliyet, 18 Ağustos 1985 
7  Prof. Horst Widmann, Exil und Bildungshilfe: Die deutschsprachige akademische Emigration in die Türkei nach 1933 (Bern/Frankfurt), çeviri: Atatürk ve Üniversite Reformu, Prof. Dr Aykut Kazancıgil ve Doç. Dr. Serpil Bozkır, 2000, Kabalcı Yayınları, İstanbul, s.92
8  Evvelce Teşrinievvel, Teşrinisani, Kânunievvel, Kânunisani olan ay adlarının Ekim, Kasım, Aralık ve Ocak olarak Türkçeleştirilmesi 1945 yılında gerçekleştirilmiştir.
9  Akşam: “Kadro Tamamlandı” 15 Eylül 1933, “Üniversite Dersleri” 12 Teşrinisani 1933, “Maaşlarda ve İsimlerde Bazı Değişiklikler yapıldı” 13 Teşrinisani 1933, “Prof. Malche geldi” 17 Teşrinisani 1933; Cumhuriyet: “Yeni Ecnebi Profesörler” 7 Ağustos 1933, “Üniversite Kadrosu” 15 Eylül 1933, “Üniversitenin Yeni Kadrosu” 18 Eylül 1933, “Üniversiteye Alınan Yabancı Profesörler” 14 Teşrinisani 1933,  “Prof. Malche’nin Açılış Konuşmasın’dan ..” 19 Teşrinisani 1933.  
10  Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA) 030.10.116.810.3
11  “Einstein’in bir müracaatı”, Akşam 11 Teşrinievvel 1933
12  Prof. Münir Ülgür’ün Prof. Einstein ile Princeton Üniversitesinde 1949 tarihli konuşması, Cumhuriyet Gazetesi Bilim Teknoloji Dergisi eki, 20 Ekim 2006, Osman Bahadır imzalı yazı.
13  Der Scurla Bericht-Die Taetigkeit deutscher Hochschullehrer in der Türkei 1933񮕣.
14  “Scurla Raporu”nu beklerken” Milliyet, 14 Nisan 1987.
15  Bir kaç örnek: Stanford Shaw, Turkey and the Holocaust, 1993, Macmillan Press,London; Philipp Schwartz, Notgemeinschaft zur Emigration deutscher Wissenschaftlernach 1933 in die Türkei, 1995, Metropolis-Verlag, Marburg; Horst Widmann, age.; Arnold Reisman, "Turkey’s Modernization: Refugees from Nazism and Ataturk’s Vision." New Academia Publishing, LLC. Washington, DC:2006.

 

Türkiye Yahudilere her zaman kucak açmış olmasına rağmen Osmanlı İmparatorluğu zamanında ve şimdi de kutsal topraklarına kavuşmak için Amerika’yı arkasına allarak sinsice planlar yaptığı görülmektedir.

Biz tekrar tarihi süreçteki Yahudilere dönelim :

 

Yahudiler neden hep kovuluyor?

Tarih boyunca Yahudilerin hemen hemen her yerden kovulması sadece bir tesadüf mü yoksa yaptıkları yüzünden dayanılmaz hale gelmelerinden mi?

Yahudiler Neden Her Gittikleri Yerden Kovuldular?

Özellikle Nazi Almanya’sında Yahudilere yönelik yapılan insanlık dışı uygulamalar nedeniyle II. Dünya savaşından sonra, yüzyıllardan beri Yahudiler aleyhine oluşan nefret ve antipati bir anda sempati ve acımaya dönüşmüştü. Yahudiler bu olumlu havanın meyvelerini toplamada gecikmediler. Hem 2000 yıldan beri özlemini çektikleri vaat edilmiş toprakların (Arz-ı Mev’ud) bir parçasında devletlerini kurdular, hem de dünya genelinde Yahudi aleyhtarlığını ciddi bir suç ve haksız itham olarak lanse ettirmeyi başardılar.

Bu gelişme sonucu, günümüzde birçok yayın organı, Hitler Almanya’sında Yahudilerin uğradıkları insan onurunu inciten uygulamalar bire on katıp acındırarak anlatılırken, aynı seviyede Yahudilerin (İsrail Devletinin) Filistinlilere uyguladığı şiddet ve vahşeti görmezlikten gelmektedirler. Oysa vahşet, her yer zaman ve kişilikte vahşet sayılmalıdır. Yahudi’ye uygulandığında nefret uyandıran vahşet, Yahudi uyguladığı zaman sevimli hale gelemez, gelmemeli. Ancak Yahudilerin kendi içlerindeki değer anlayışı ve günümüzdeki her alandaki gizli ve açık hâkimiyetleri kendi vahşetlerini adeta sorgulanmaz kılmaktadır. Yahudi değerleri bu anlayış üzerine bina edildiği için Yahudiler tarih boyunca hep sürgün ve zillet içinde yaşamak durumunda kalmışlardır.

Evet, bu anormal durumun birçok sebebi bulunmaktadır. İşte bu sebeplerden biri, M.Ö. 800 yıllarından başlayıp günümüze kadar neredeyse 2500 yıl süren ve dünyanın hemen her yerinde meydana gelen Yahudi sürgünlerinin nedenleri arasında yer almaktadır.

Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup soyundan geldiklerini iddia eden Yahudilerin tarihi Firavunlar dönemi Mısır ülkesinde kölelikle başlamaktadır.

Ağır şartlarda çalıştırılan bu esir millet, M.Ö. 1200 yıllarında Musa Peygamberin mucizesiyle ikiye ayrılan Kızıl Denizi ortasından bugün İsrail devletinin olduğu topraklara zorlu bir yolculukla gelirler. Yahudilerin ihanetleri ta günlerden itibaren başlar. Tur-i Sina’ya giden Hz. Musa’nın ardından 40 gün içinde altından bir buzağı yapıp ona tapmaya başlarlar. Sonra felaketler birbirini takip eder.

Günümüzde "ifrit, cıfıt" denilen bozgunculuk, toplumun değerlerini dejenere etme, toplumu maddi ve manevi her çeşit sefalete sürükleme, onların içine sızarak uşaklaştırma ve parçalama şeklinde ortaya çıkan değer anlayışı ilk çağlardan itibaren başlamaktadır. Hz. Musa’dan sonra Yahudi kavminin başına geçen Yeşua, Hz. Musa’nın öğretisini tahrip edip, keyfine göre tefsir ederek kavmine şu emri vermektedir;

"Evvela düşmanın inancını kıracaksın. Kendine güvenini yıkacaksın. Aile bağlarını çözeceksin. Toprağının gelirini eline alacak, onu sen kendi emeğinin uşağı yapacak, alıp sattıklarına aracı olacaksın. Kuvvetinle elde edemediğini hilenin yolundan ele alacaksın. Gaye için her şey mubahtır. Zamanın acele etmesini bekleme ... Sen zamanın ardından git. Sen bıkma onlar nasılsa bıkarlar ve meydan sana kalır.."

(Kaynak; Cemal Kutay, Türkiye’de Yahudilik, Masonluk, Dönmelik ve Siyonist Cereyanlar, Tarih Konuşuyor Dergisi, s. 1116.

Aktaranlar; Ahmet Almaz, Pelin Batu, Yahudilik Tarihi, Nokta kitap, İstanbul, 2007, s.64)

Belki de bu anlayış ve dünya görüşü nedeniyle Yahudiler önce kendi içlerinde parçalanır, sonrada başka milletlerin kölesi haline gelirler. Hz. Süleyman’ın ölümünden sonra İsrail oğullarının devleti iki ayrılır; İsrailiye ve Yahudiye. Mısır Firavunlarıyla sıkı ilişkiye giren İsrailiye devleti inançlarını kaybederek Firavun dönemin de revaçta olan başta ‘’Büyü sihir olmak üzere" "büyü ve bütün pagan kültürü kendi inançları içine alır. Bugün "İsrailyat" denen şeylerin büyük çoğunluğu bu dönemden kalmadır. M.Ö. 721 yılında bugünkü Suriyelilerin ataları Asurluların Kralı Salmansor İsraili kuşatır, II. Sargon’da kenti alarak İsrail halkını Fırat kıyılarına götürür. Bir kısmı yerlilerle kaynaşan (Habur ve Medlerin şehirlerinde) İsrail halkının 10 kabilesi buradan dünyanın birçok yerine dağıldığına veya kaybolduğuna inanılır.

Geriye kalan Yahudi ülkesi M.Ö. 608 yılında önce Firavun’unun istilasına uğrar. Sonra Fravunla anlaşan Yahudiler Babil’lilere saldırınca, bugünkü Iraklıların ataları Babil’in Kralı Nabukadnezzar M.Ö. 586 yılında Yahudi devletini yıkar ve Yahudileri Babil’e (bugünkü Irak’a) sürgüne götürür. Yahudiler kendilerini çok derinden etkileyen bu sürgün için;

 "...Milletler arasında büyüktü, dul kadın gibi oldu..." şeklinde devam edip giden ağıtı yakarlar. Ve "dul kadın" tabiri Yahudiler içinde bir şifreye dönüşür.

M.Ö. 538 yılında Babil’i ele geçiren bugünkü İranlıların ataları Perslerin Kralı Kurus (Keyhüsrev) Yahudilerin kendi ülkelerine dönmesine izin verir. Bu dönemde Yahudilerle Persler arasında çok sıcak ilişkiler yaşanır. 200 yıl kadar süren Pers hâkimiyeti döneminde birçok Yahudi inanç ve kültürü Perslere geçer ve Yahudiler Kurus’u bir kahraman gibi görürler. Eski günlerine dönen Yahudiler yıkılmış mabetlerini yeniden inşa ederler.

Sürgün yılları önce İskender, sonra Romalılar döneminde devam eder. Birçok suikast ve isyanın ardından Roma İmparatorunun oğlu Titus Flavius M.S. 70 yılında Küdüs’ü işgal ederek her şeyi yerle bir eder ve kutsal mabedi yıkar. Yahudiler yeniden sürgüne gönderir.

Dünyanın dört bir tarafına yayılan Yahudilerin büyük bir kısmı kendini kamufle ederek çift kimliğe bürünürler. Görüşte bulundukları ülkenin milletinden (hatta en ateşli milliyetçisi) olurdular, ama gerçekte vaad edilmiş topraklara dönüp dünya hâkimiyetini kurma idealleri uğrunda yaşarlar. Bu amaç içinde ellerinden gelen her türlü fitne ve fesadı çıkarmada insanları birebirine düşürmede ve savaşları körüklemede bir mahsur görmezler. İşte bu yüzden bütün dünya genelinde Yahudiler aleyhine bir antipati oluşmuştur.

Tarih boyunca Yahudilerin hemen hemen her yerden kovulması sadece bir tesadüf mü yoksa bu insanların girdikleri toplum içinde yaptıkları işler nedeniyle artık dayanılmaz hale gelmelerinden mi kaynaklanmaktır? Yahudilerin günümüzde Filistin’de kadın, çocuk ve yaşlı demeden giriştikleri vahşet nedeniyle Yahudi sevimsizliğinin hiçte tesadüf olmadığını ortaya koymaktadır.İşte bu antipatinin küçük bir kronolojisi;

( Ahmet Almaz, Pelin Batu, Yahudilik Tarihi, Noktakitap, İstanbul, 2007, s.267-277)

Milattan Sonra olmak Üzere;

1. 19 İtalya Yahudilerine Karşı çeşitli tedbirlerin alınması,

2. 40 İskenderiye’de Yahudi aleyhtarı gösteriler,

3. 59 Ciceron’nun Roma vatandaşı olan Yahudilerin siyasi nüfuzlarından şikayet etmesi,

4. 438 II. Theodesinin Kanunuyla Yahudilerin her türlü kamu görevlerine girmeleri yasaklandı.( bu yasak batı konsülleri tarafından V. Yüzyılla kadar sürdürülmesi)

5. 537/553 Justinien’in emirleriyle Yahudilerin ibadetleri şarta bağlanması Talmud’un çoğaltılması yasaklanması,

6. 633 Dagobet’in kovulması hakkında umumi karar alınması

7. 885 II. Louis Yahudileri İtalya’dan atmaya kara verdi (Fakat bu karar uygulanamadı),

8. 1012 Yahudiler Mayence’den kovulması,

9. 1066 Grenada’da Yahudi aleyhtarı gösteriler yapılması,

10. 1096 Almanya’da Yahudi aleyhtarı gösteriler yapılması,

11. 1146 Almanya ve Fransa’da II. Haçlı Seferi dolayısıyla Yahudiler aleyhine gösteriler yapılması,

12. 1189/1190 İngilterede Yahudi aleyhtarı gösterilerin yapılması,

13. 1218 Philippe Auguste " Yahudi Faizine Karşı Korunma" emrini yayınlanması,

14. 1223 VIII Louis Yahudilere beş yılı aşan borcu olanların borcunu kaldırdı. Faiz ve tefeciliği önleyen tedbirler alınması,

15. 1388 Yahudilerin Strasbourg’dan sürülmesi,

16. 15. Yüzyıl Almanya’dan Yahudilerin sürülmesi. Polonya’da Yahudi aleyhtarı gösterilerin yapılması,

17. 1492 İspanya’dan Yahudilerin sürülmesi. II. Bayezid zamanında Osmanlılara sığınan bu Yahudilerin büyük kısmının Adalar, Bursa ve İstanbul’a yerleştirilmesi,

18. 1497 Portekiz’den Yahudilerin sürülmesi.

19. 1511 Kraliçe Jeanne’in emriyle İspanyol Amerika’sına Yahudi göçünün sınırlandırılması,

20. 1540 İtalya’dan Yahudilerin sürülmesi,

21. 1564 Brezilya’dan Yahudilerin sürülmesi,

22. 1742 Yahudilerin Rusya’ya girmesinin yasaklanması,

23. 1830/1914 Almanya, Rusya ve Polonya’dan kitleler halinde Yahudilerin A.B.D.’ne göçe başlaması,

24. 1933 Almanya’da Yahudiler aleyhine çıkarılan kanunların çıkarılması,

Neredeyse 2500 yıldan beri gittikleri her yerden kovulan ve dünyanın başına bela olan Yahudiler, nihayet 11 Mayıs 1948’ de kendi inançlarına göre vaad edilen toprakların bir kısmı üzerinde İsrail Devletini kurmayı başardılar.

Filistin toprakları üzerinde resmen kurulan ve kurulduğu günden beri Orta Doğu’da sorun haline gelen İsrail Devletinin kuruluşu daiki Dünya savaşına mal olmuştur. Dünyanın her yerinden kovulmalarına rağmen, Müslüman milletlerin hoş görüsü altında rahat bir nefes alan Yahudi toplumu, derinden derine toplumun içine sızırak kendi emelleri için çalışmaya devam etmişlerdir.

Türk ve Müslüman toplumdaki dönmelerin Atası olan Sebatay Sevi’nin Yahudilerin beklediği Mesih (kurtarıcı) olarak İzmir’de ortaya çıkması, Mesihlik iddiasında bulunanlar arasında en fazla tesire sahip olması tesadüfü değildir. Çeşitli yöntemlerle Osmanlı Devletinin kılcal damarlarına kadar sızan Yahudi dönmeler, bir süre sonra devlet kurmak üzere toprak istemişlerdir. Bu taleplere direnen II. Abdülhamit, Yahudi ve mason ağırlıklı İttihat ve Terakki örgütüyle halledilerek bütün dünyaya Kızıl Sultan olarak tanıtılmıştır.

Yahudiler Sömürgeci devletler arasındaki menfaat çatışmalarını ustaca körüklemişlerdir. Çıkan karışıklık içinde hiçbir sebep yokken ipleri kendi ellerinde olan İttihat ve Terakki Cemiyeti yoluyla Osmanlı devletini savaşa sürüklemiş ve âdete bir milleti bitirme noktasına getirmişlerdir. Bununla da yetinmeyip Çanakkale Savaşında gönüllü birlikler kurarak İngilizlerin yanında Türklere karşı savaşmış, Ortadoğu’da Türkleri arkadan vurmuşlardır. Böylece emellerine engel olan Osmanlı devletini yıkarak, Filistin topraklarının sahipsiz kalmasını sağlamışlardır.

Sonra planın diğer aşamasına geçilmiştir. I. Dünya savaşından sonra dağılan Osmanlı toprakları üzerinde bir Yahudi Devleti oluşturma için çeşitli ülkelerdeki Yahudi cemaatleri üzerindeki baskıyı artırarak insanların Filistin topraklarına göç etmesini sağlamışlardır. Hitler Almanya’sında gözü dönmüş Nazilerin vahşetleri yaşansa bile, Almanya’da olup bitenlerin büyük çoğunluğu propaganda ve yeni İsrail’i oluşturma planının parçası olarak bizzat Yahudiler tarafından tasarlanmıştır.

II. Dünya savaşı, Yahudilerin aradığı fırsatı vermiştir. Savaştan sonra alelacele İsrail Devletinin kurulması bu yüzden boşuna değildir. Kendilerine vaadildiğini düşündükleri topraklarda devlet kumayı 1900 yıldan sonra başaran günümüz Yahudiler, bu adımlarıyla yüzyıllardan beri asıl amaçlarından bir an olsun vazgeçmediklerini ortaya koymuşlardır.

Yahudilerin asıl hedefleri olan vaad edilmiş topraklar üzerinde yeniden hâkimiyet kurma ve oradan dünya milletlerini uşak ve köle haline getirme emellerinin önünde ki en büyük engel tarihte Osmanlı olduğu gibi günümüzde de Türkiye’dir. İşte bu yüzden, Irak istikrarsız hale getirilip kolayca parçalanmak istenmektedir. Bu yüzden PKK gibi taşeron bir örgütle Türkiye’nin enerjisi bitirilmekte, ileride Yahudilerin işine yarayacak ve geri dönüşüşü zor olan adımlar arttırılmaktadır.

Fakat genişleme yolunda asıl hedefi Türkiye olan Yahudilerin Ortadoğudaki en büyük destekçisi de çok gariptir ki Türkiye’dir. Akdeniz aracılığıyla Türkiye’ye komşu olan İsrail Devleti hiçbir ülkenin hava sahasına takılmadan doğrudan Türkiye’ye uçabilmekte, bugün Filistin’i bombaladıkları uçakların eğitim gibi ihtiyaçlarını Konya’dan karşılamaktadırlar. Üstelik çoğu ihalesiz olmak üzere önemli miktarda Türkiye’den iş almakta ve ciddi bir kaynak transferi sağlamaktadırlar. Tam ‘’ Besle kargayı oysun gözünü ‘’ hesabı.

Kaynak: Startejik boyut

Dr. Adil Çelik/Derya Orhan

Derleyen.Ahmet Kısa

 





 ADI SOYADI :  
 
 E-MAİL :  
 
 
 
 
 
 
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR
 
1 - KOMUTANLAR NE YAPSIN !..

16-10-2018 - 14:22

 
2 - SEKA (KÂĞIT FABRİKASI )

14-10-2018 - 10:46

 
3 - İP İLE KÜFE

09-10-2018 - 12:59

 
4 - GÜZEL DAVRANIŞLAR – 3 -

04-10-2018 - 22:11

 
5 - KIZILCAKÖYÜ VAVEYLASINI DUYUNUZ !..

30-09-2018 - 19:19

 
 
DİĞER YAZILAR :  [ 1 ]  [ 2 ]  [ 3 ]  [ 4 ]  [ 5 ]  [ 6 ]  [ 7 ]  [ 8 ]  [ 9 ]  [ 10 ]  [ 11 ]  [ 12 ]  [ 13 ]  [ 14 ]  [ 15 ]  [ 16 ]  [ 17 ]  [ 18 ]  [ 19 ]  [ 20 ]  [ 21 ]  [ 22 ]  [ 23 ]  [ 24 ]  [ 25 ]  [ 26 ]  [ 27 ]  [ 28 ]  [ 29 ]  [ 30 ]  [ 31 ]  [ 32 ]  [ 33 ]  [ 34 ]  [ 35 ]  [ 36 ]
 
YAZARIMIZA AİT SİSTEMİMİZDE KAYITLI TOPLAM 177 ADET YAZI KAYITLI .
 
 
           ..
 
TÜM YAZARLAR



Aydın Hava Durumu

Çarşamba Parçalı Bulutlu Parçalı Bulutlu 29°C 15°C

Perşembe Parçalı Bulutlu Parçalı Bulutlu 28°C 16°C

Cuma Parçalı Bulutlu Parçalı Bulutlu 29°C 16°C



           YORUMLAR
SEVDA KARCI

     “Ey Şehid oğlu Şehid isteme benden makber Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber” bizim inancımız. Ancak bu ...

VELİ TİRYAKİ

     Biz size vermicektik yerine Türkiyede Risk var. Otel kapasitesi düşük. Bunlar mazeret kılıf. ...

TEYİD ORG

     Çin de böyle bir heykel yok fotomontaj bu fotoğraf orijinali http://www.kyongbuk.co.kr/?mod=news&act=articleView&idxno=716413#09Sk ...

VELİ TİRYAKİ

     BU İŞİN EĞİTİMLE İLGİLİ OLDUĞUNU MU ZANNETMİYORUM. YILLARDIR BÖLGEDE KAÇAK ELEKTRİK SORUNU VAR. EĞİTİMLİSİDE EĞİTİMSİZİDE DEVLETİN ...

EREN EFE

     Devletin ilgili kurumları da, iş işten geçmeden bu konuda vatandaşı eğitmelidir. Bu arada Harran’da ve başka ...

SULTAN KAYACI

     Sayn yazar ne diyim. Düşünüpte konuşamadığımız. İstesekte yazamadığımız, Ülkede fikir beyan etmenin suç olduğu zamanda sesimiz ...


           ANKET
Aydın Büyük Şehir Belediyesi çalışmalarını başarılı buluyormusunuz?
% 25 √ Toplam : 11 - Evet Başarılı Buluyorum.
% 32 √ Toplam : 14 - Hayır, Başarısız Buluyorum.
% 12 √ Toplam : 5 - Bilgi Sahibi Değilim.
% 34 √ Toplam : 15 - Kararsızım. Ne Başarılı, Ne Başarısız.
   

TRT Spor Haberler



GÜNCEL   SİYASET   EKONOMİ   AYDIN   SAĞLIK   MAGAZİN   SPOR   LEZZETLERİMİZ  
KÜLTÜR/SANAT   ÇEVRE   KAMPANYALAR   kampanyalar   YAZAR GİRİŞİ   SİVİL TOPLUM   EĞİTİM   HABER VİDEOLARI  
FİLM FRAGMANLARI   KOMİK VİDEOLAR   VİDEO  

RSS © 2012 Ajans 09/ Aydın Haberleri Sitesi
Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır
Gizlilik İlkeleri | Kullanım Koşulları | Künye | Reklam | İletişim