Anasayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle

Sitene Ekle Künye Arşiv  İletişim  rss  
ANASAYFA VİDEO GALERİ FOTO GALERİ FİRMA REHBERİ İLANLAR İLETİŞİM  
 
TRUMP AZİL SORUŞTURMASINDA SIKIŞTI
AZERBEYCAN’DA DİNDE HOŞGÖRÜ KONFERANSI
TÜRKİYENİN EN HIZLI BÜYÜYEN SEKTÖRÜ KUMAR
TÜRKİYEDE EURO 2020 HEYACANI BAŞLADI
OMBUDSMANLIK KONFERANSINDA ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR


Ajans 09/ Aydın Haberleri - BEN ARAŞTIRDIM SİZDE OKUYUNUZ
BEN ARAŞTIRDIM SİZDE OKUYUNUZ BU YAZININ EKLENME TARİHİ 18-08-2019 / 14:51 | BU YAZI TOPLAM 1706 KEZ OKUNDU.
   
Ahmet Kısa
ahmtkisa@hotmail.com
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BEN ARAŞTIRDIM SİZDE OKUYUNUZ

KÜRTÇE VERNAKÜLER BİR DİL MİDİR?..

E. Tug. Dr. Noyan UMRUK

Önce, KÜRTÇENİN RESMİ DİL OLMASINI SAVUNAN bir insanı tanıyalım:

Dr. Şükrü Mehmet Sekban. Kendisi 1881 Ergani doğumlu ve KÜRT KÖKENLİ bir kişi. İlk tahsilini Ergani Maden’de ve Hozat’ta (İkizdere), orta tahsilini Diyarbakır’da ve lise tahsilini de İstanbul Çengelköy ve Askeri Tıbbiye Okulunda yapıyor. Daha sonraki yıllarda Kürtçü çevrelerle temas kuran Dr. Sekban,1908 yılında İkinci Meşrutiyet’ten sonra kurulan KÜRT TERAKKİ VE TEAVÜN CEMİYETİ KURUCULARI ARASINDA BULUNUYOR. Kürtçülük davasının bir numaralı savunucularından biri oluyor. Ve KÜRTÇENİN RESMİ DİL OLMASINI SAVUNUYOR. Hoybun komitesinin Bağdat Şubesi reisliğini de yapan Şükrü M. Sekban,  KÜRTLER HAKKINDA CEMİYETİ AKVAM’A  BİR MEKTUP  GÖNDERİYOR… 

Bu ana kadar sergilenen profil  bütünüyle bir Kürt  milliyetçisini anlatıyor…

Hatta, o kadar ki,  Şükrü Sekban’ın Türkiye’den ayrılışı hep Mustafa Kemal’in Türkiye Cumhuriyeti’ni pekiştirdiği özel günlere denk düşüyor.  Örneğin 1919 yılındaki istifa ile birlikte Bağdat’a gidiş ve  Türkiye’ye  geldikten sonra Lozan  Antlaşması’nı  müteakiben  tekrar Bağdat’a dönüş.   Ayrıca tam Aralık 1923’te,  yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihinden kısa bir süre sonra bir mektupla Kürtlere muhtariyet ve Kürtçenin resmi lisan olmasının savunulması girişimi…SEKBAN’IN, ANKARA  HÜKÜMETİ’NE  KARŞIT  BİR KİŞİLİK  OLDUĞU ANLAŞILIYOR.

Peki, daha sonra neler oluyor?

BÜTÜN BU DIŞ DENEYİMLERDEN SONRA ( Bunun içersine Kürtçe eğitim isteminin yakından izlendiği Bağdat yaşamı da dahildir.) ORTAYA  MUHTEŞEM BİR  MUSTAFA KEMAL  VE  TÜRKİYE  CUMHURİYETİ  HAYRANLIĞI ÇIKIYOR.

“Gazinin önünde tazimle eğiliyorum” diyor ve bu bağlamda,  Şükrü  Mehmet Sekban  şunları  söylüyor:

“ BU İKİ HALKIN ( Türk ve Kürtlerden bahsediyor)  iktisadi tesanüd, ırk ve din  birliği, müşterek kültür  gibi çeşitli  siyasi ve  milli  birlik faktörleri  dışında  çok kuvvetli, kudretli bir  faktörü  daha vardır. Bu, Gazi’nin yüksek şahsiyetidir. Gerçekten, devlet idaresinin en yüksek kademesinde GAZİ MUSTAFA KEMAL GİBİ  BİR LİDERE  SAHİP OLMAK, BİR  MİLLET İÇİN  BİR SAADET, BİR HAZİNEDİR. O’nun Türkiye’de gerçekleştirdiği reformun nimetlerinin vüsatini  hiç kimse inkar edemez. Bu  O’nun  hiç solmayacak  ve zamanla  da  muhteşem  vüsatinden  hiç kaybetmeyecek  bir  değerdir. Her sadık insanın  yapacağı gibi, derin  bir saygı  ve hayranlık hissi  içinde,  O’nun  büyük eserleri  ve gelecek nesillere  vaadettiği ümitlerin  genişliği  önünde tazimle eğiliyorum”…

ŞÜKRÜ SEKBAN gibi Kürt entellektüelleri tarihsel ve toplumbilimsel gerçeklerin  gerisinde  olabilecek  aydınlığa sahip kişilerdi. Atatürk dönemi, halkın  bu tür derinliğe  ve hoşgörüye sahip  entelektüel  seçkinler  tarafından  yönlendirildiği bir devirdi.

 O dönem aydınlarının  hepsi, toplumsal  duyarlılığı  ve  inceliği özümsemiş, çok  yönlü  okumuş kimselerdi. Bu pozitif yönlerinden dolayı yanlışlarından dönebilme  becerisini de  gösterebiliyorlardı. Ama, bu yanlışlardan dönebilme özelliği de  spontane  bir şekilde toplumun  birlikteliğini  sağlama  adına  saygın  bir sağduyuya  yönelikti.

Gelelim  ŞÜKRÜ SEKBAN’IN  FRANSIZCA  YAZDIĞI “KÜRT SORUNU“  ADLI METİNDEKİ   CÜMLELERE:

Sayfa 22-23 “… BEN DE önceki sahifelerde zikrettiğim mektubunda  özetlediğim  isteklerimiz arasında, bilhassa  ÖĞRETİMDE  KÜRT  DİLİNİN  TANINMASI  ÜZERİNDE DURMUŞTUM. Bu, son senelere kadar hepimiz için  bir idealdi… Bazıları, KÜRTLERİN MEDENİYET SEVİYELERİNİN, EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE ONLARIN DİLİ  KULLANILMADAN  YÜKSELTİLEMEYECEĞİNE  İNANIYORLARDI. Bazıları ise, KÜRTLER DİLLERİNİ KULLANAMAZLARSA KOLAYCA ERİYİP GİDECEKLERDİR DÜŞÜNCESİNDEYDİLER. BİR DE DİLİN BİR MİLLETİ TEŞKİL ETMEYE YETECEĞİNİ  SANANLAR VARDI….”

“KÜRTÇE  ÖĞRETİM VE EĞİTİMDEN ELDE EDİLEN SONUÇ  BİR HİÇ OLDU”

Neden mi öyle oldu, işte kanıtı:

SAYFA 24 “…Mütarekeden beri Irak SÜLEYMANİYE’DE, sekiz seneden beri de bu ülkedeki KÜRTÇE KONUŞAN  SANCAKLARDA  TEDRİSAT(eğitim) DİLİ  KÜRTÇEDİR. Bu  öğretim ve eğitimden  elde edilen SONUÇ  İSE KATİ BİR HİÇ MESABESİNDEDİR  (derecesindedir).  Okul öğretmenlerinin mükemmel, okul kitaplarının kusursuz, öğretim  kadrosunun takdir şevki  ile desteklenen  hükümet  hüsnüniyetinin de  tam olduğunu farz edelim. İyi ama bu okullardan mezun olanlar, okul tedrisi bitince ne okuyacaklar? Hiç!!! 

Kürtçe  konuşan  sancaklarda  öğretim dili olarak  Kürtçe  kullanılmış .  Tıpkı  bugün  Kürtçülerin  Türkiye’de  yeni  Anayasa’ya  koydurtmak istedikleri  Kürtçe eğitim  zorunluluğu gibi… Demek ki bu  KÜRTÇE EĞİTİM EFSANESİ  DAHA ÖNCE UYGULANMIŞ. Gelgelelim bu  gerçeği kimse anımsamıyor. Peki ne elde edilmiş?” Hiç derecesinde” bir netice… Hem de tartışılmayacak bir  “ kesinlikle”  Yani  IRAK’TAKİ  KÜRTÇE EĞİTİM DENEMESİ  TAM BİR FİYASKO  İLE SONUÇLANMIŞ . Çünkü Kürtçe, eğitim dili olma konusunda  gelecek için  ümit vermiyor. Şükrü Sekban’ın  söz konusu ettiği süre boyunca ( ki  en kısasından alınırsa  8 yıldan  bahsediliyor), okul kitaplarının dışında  Kürtçe ile yazılmış  ve  kaynak oluşturulabilecek  sadece  on iki broşür ve kitap  yayınlanabiliyor.

Ve Şükrü Sekban  tarafından, bunların da “asla” vurgusuyla  dile getirilen bir kesinlikle “ işe yarar” bir değer  ifade etmediği  itiraf ediliyor.  Çünkü KÜRTÇE ÜRETEMİYOR. Kürtçe,  ilkokuldan  mezun  olan “zavallılara” daha sonra okunacak eserler  temin etme “ümidi vermiyor.”  Hatta o kadar ki ,” öğretmenler mükemmel, okul kitapları kusursuz,öğretim kadrosu şevk dolu, hükümet  hüsnüniyetin  fevkinde” olsa dahi  yine de sonuç değişmiyor. KÜRTÇE VERNAKÜLER(1)  BİR DİL  OLMANIN ÖTESİNE GEÇEMİYOR. BİR KÜLTÜR DİLİ  OLMA DERİNLİĞİNİ  VE GELİŞMİŞLİĞİNİ ELDE EDEMİYOR…ÇÜNKÜ YAPISI BUNA ELVERMİYOR. Bir yerde takılıp kalıyor. Bünyesi, kendisini aşmasına imkan vermiyor.  Bu yüzden de,  Şükrü Sekban  gibi çok  görmüş, araştırmış, yaşamış  bir Kürt  entelektüelinin  de samimi  bir şekilde   teslim ettiği gibi, “kültürde ilerleme  sağlama konusunda  yetersiz kalıyor.”

Irak’taki  Süleymaniye  KIRMANÇASINI  bir yazı dili haline  getirip,  diğer  üç dili  de ( GORANİCE, LURCA VE KALHURCA )  kapsayacak şekilde mekteplerde okutulması  icadını yapan  kim biliyormuşsunuz? İNGİLİZLER  ! 

Emperyalizmin duayeni  ve Arap  Lawrence’in  patronu olan  sömürgeciler, Irak’ı  işgal ettikleri  dönemde  kukla bir  Kürt  devleti yaratabilmek  için  oluşturmaya çalıştıkları   bu yapay dili  daha  o zamanlar  mekteplerde  okutmaya başlamışlar. Peki  sonuç ne olmuş? Koca bir “sıfır “  Bunları, o deneyimi yaşamış  Şükrü Sekban söylüyor. Ne kadar manidardır ki, başarısızlıkla sonuçlanmasına karşın, Kürtçeyi eğitim dili  haline getirme  safsatası  sömürgeciler tarafından  tekrar ısıtılıp  önümüze konuluyor.

KÜRTÇE, BİR HALKIN  GELİŞMESİNİ  SAĞLIYABİLİR Mİ?

Şükrü  Sekban; KÜRTÇENİN  ilkokuldan sonra  okunacak  eserler  verme  ümidinin  olmaması, yani YETERSİZLİĞİNDEN DOLAYI  bir kültür ve bilim dili  olma  özelliği kazanamaması  ve  bu yüzden  de bir  kültürel-bilimsel  saha oluşturma yeteneği elde edememesiyle  ilgili olarak  şunları  ifade  etmeye devam ediyor.

“…Medeniyet sahasında  çok geri kalmış  bir kavim durumundaki Kürtler, çocuklarını  okutamamak suretiyle  uğradıkları  kaybı, zamanın  en  mübrem  ihtiyaçlarına bile  kafi gelmeyen  bir dil ve  kütüphane  ile nasıl  telafi edebilirler?  BUGÜNDEN BAŞLAMAK SURETİYLE, BİR ASIRLIK  ZAMAN SÜRESİNDE, EN İYİ ŞARTLARLA  GELİŞECEK  BİR  KÜRT DİLİ BİLE  KÜLTÜRLÜ DEVLETLERİN  SEVİYESİNE ULAŞMAYA YETERLİ OLMAYACAKTIR…”

Ne kadar acı ve bir o kadar da doğru bir itiraf değil mi? Acaba bir dil, zamanın “en vazgeçilmez”  ihtiyaçlarını bile dile getirmeye elverişli değilse, VAR OLAN BİLİM VE KÜLTÜR YAPITLARI, AYNI YETERSİZLİKLERE SAHİP KÜRT DİLİNE ÇEVRİLEREK  KÜRTÇEYE   AL EDİLEBİLİR Mİ?  Ya da başka bir ifade ile, çağın bulunduğu  noktada  milyonlarca sayıdaki,  son  derece  gelişmiş  bir eğitim  diliyle  yazılmamış  kültür ve pozitif  ilimlerle ilgili kitap, ilkokul seviyesinin dışında işlev  görmeye  yetenekli  olmayan  vernaküler  bir dil  olan  Kürt diline  aktarılabilir veya bu  dil ile  bu tür  özgün  kitaplar  yazılarak  bir  kütüphane  oluşturulabilir mi?

ARDINDAN İSE ŞU SORU  YANIT  BEKLİYOR;

-Böyle bir  kütüphanenin  var olamayacağı  bir ortamda,  KÜRTÇE  BİR KÜLTÜR  OLUŞABİLİR  VE  KÜLTÜRDE İLERLEME SAĞLANABİLİR Mİ?

Bu konulara yıllarını vermiş  ve gerçek bir Kürt aydını olan  Şükrü  Sekban  bunların gerçekleşemeyeceğini  söylüyor. Hatta  daha da ileri giderek, bir asır gibi bir süre  geçse (hatta  varsayımsal  bir benzetme  ile zaman  diğer kültürler için  dursa diye de düşünebiliriz)  ve  Kürt dili en iyi şartlarda  gelişse bile, bu dilin  kültürlü devletlerin  seviyesine  ulaşılmasını  sağlayamayacağını ileri sürüyor. Buradaki tespitte,  “en iyi  şartlarda gelişecek  bir Kürt  dili  bile…”  “Kürt dili o kadar  kısıtlı bir  dildir ki, onun gelişerek geleceği en son nokta  da dahi, bu dil, kültürlü devletlerin seviyesine ulaşmaya yeterli olamayacaktır.”

Sekban’ın bu  tesbitleri  ortaya  bir  sonucun çıkmasına neden oluyor. Eğer Kürt kökenliler kültürel zenginliklerinden  pay almak istiyorlarsa, kaçınılmaz olarak  kültür ve  eğitim dili  olarak yararlanabilecekleri  FARKLI  BİR DİLE DAYANMAK  ZORUNDADIRLAR. Ana dilleri Kürtçeyi  yerel düzeyde  kullanırlarken, diğer  taraftan  bütün inceliklerine  vakıf oldukları  ve   özümsedikleri  İKİNCİ BİR KÜLTÜR  DİLİNE  SAHİP  OLMALARI GEREKMEKTEDİR.

Nitekim bugün kitap piyasasında, Kürt dili ile ilgili olarak, çoğu Kürdoloji  enstitülerinde  ISMARLAMA HAZIRLANMIŞ  bol miktarda  KÜRTÇE SÖZLÜK ve  nesir anlamında, HİKAYE KİTAPLARININ  DIŞINDA BAŞKA BİR  TÜRE RASTLANILMIYOR. Acaba, Kürdoloji  enstitüleri  tarafından  uydurulmuş  protez  Kürtçe  olmaması  ve Kürt  kökenli  toplumun  çoğunluğu tarafından da  anlaşılabilmesi şartıyla, Kürtçe  yazılmış  ciddi ve  kavramsal ağırlıklı  birkaç eser göstermek mümkün müdür?…

Şundan emin olmak lazım, EĞER BİR DİLİN KENDİ  İÇ YAPISI  GELİŞMEYE  ELVERİŞLİYSE  ve o dil gerçek  bir yazı diliyse, hiçbir baskı  ve olumsuz etken  o dilin  ortaya ürünler koymasını engelleyemez. Sloganlaştırılan ifadeler içinde “…yok efendim  o dilin gelişmesine izin vermiyorlarmış da, esasında Kürtçe çok zengin bir dilmiş de  gerekli kültür ortamı olmadığından  kendisini layıkıyla  ortaya koyamıyormuş da…vb.” BUNLARIN HEPSİ  LAF-I GÜZAFTIR. Özünde zenginlik olan bir dil  ne yapar eder, bir yerden  zincirlerini kırar. Tıpkı “Türkçenin” olduğu gibi…

ŞÜKRÜ SEKBAN’IN  görüşleri DEVAM EDİYOR;

SAYFA 25  “…Latin alfabesine dayanan  Türk harflerinin  kabulü , maarifin en seri şekilde  yapılanması  ve bütün Türkiye çapında  yayılmasını intaç eden  amillerden  biri oldu . Gece okullarının açılmasıyla sürdürülen muhteşem kampanya da,  memleketteki okuma- yazma bilmeyenlerin sayısını hatırı sayılır nispette azalttı. Bütün bu temel reform ve ulaşılmak istenilen hedef bize, öğretimde Kürt dilinin kullanılmasını temelli olarak  unutturdu. NETİCE ÜMİT EDİLEN GİBİ OLDU. Kürt halkı da kültürden nasibini alıyordu. Zaten bütün mücadelelerimizin, didinmelerimizin tek hedefi vardı. KÜRDÜ CEHALETTEN VE FAKİRLİKTEN KURTARMAK…  Namuslu insanlar olarak itiraf edelim ki, bu aşikar olaylar karşısında BİZİM, KÜRT HALKININ  KENDİ DİLİYLE  EĞİTİM ZARURETİ  HUSUSUNDAKİ  İNANCIMIZ  ARTIK İFLAS ETMİŞTİR. Netice olarak, bu konudaki halk akidesi iflas edince, İHYASI DA DÜŞÜNÜLEMEZ…”

Şükrü Sekban, namuslu bir aydın  olarak  Mustafa Kemal’in  maarif devriminin  ne kadar muhteşem  sonuçlar doğurduğunu   büyük  bir hayranlıkla dile getirirken, aynı zamanda  dolaylı olarak  başka bir gerçeğe de değinmiş oluyor. O da, Türk dilinin  bu hayranlık uyandıran dönüşümlere  adaptasyon kabiliyetidir. Bir tarafta ( Irak’taki uygulamada  görüldüğü gibi) ilkokul seviyesinin  ötesine geçemeyen ve  gelişmeye açık  olmayan  vernaküler  Kürtçe, diğer taraftan ise  Latin harflerine geçiş gibi son derece riskli ve zor  bir devrimle anında bütünleşebilen, okuma- yazma kampanyalarında da sür’atle sonuçlar alınmasına imkan sağlayabilen  canlı ve üretken   bir dil olan Türkçe…

Bu arada haliyle o zengin Türkçe sayesinde oluşan kültür patlamasından ulusun bir parçası olarak  görülen  Kürt kökenli toplum da  nasibini alıyor.  Devrim süreci  boyunca elde edilen sonuç o kadar  olağanüstü oluyor ki , Irak deneyimini de yaşamış olan  Şükrü Sekban , bütün bu gelişmeler karşısında  “ Kürt diliyle  eğitimin zorunluluğu konusundaki  inancının da artık  iflas  ettiğini”  ilan etmekten  kendini alamıyor.  Ancak bu olanlardan bir gocunma duymuyor.  Çünkü TÜRK VE KÜRTLERİN  ORTAK COĞRAFYADAN  ÇIKTIKLARINA, BİR ULUS OLUŞTURABİLECEK  HOMOJENLİĞE  SAHİP  OLDUKLARINA İNANIYOR. Bu ulusun  kültür dili  yapısal  elverişliliğinden  dolayı  Kürtçenin,  Türkiye’nin yerel   diyalektleri  halinde  kalmasında  bir sakınca görmüyor.

BUGÜNKÜ  KÜRT AYDINLARININ HEPSİ  TÜRKÇENİN ÜRÜNÜ.

Kürt aydınları bütün düşünce dünyalarının  zenginliğini  ve hatta  siyasi Kürtçülüklerini bile  Türkçe gibi gelişmiş bir dile BORÇLUDURLAR. Türkçe öğrenim görmeselerdi halleri nice olurdu? Şimdi sormak lazım;

- KÜRTÇE KURSLARI NEDEN BOMBOŞ KALDI?

- Dolup dolup  taşsaydı  ne işe yarayacaktı?

- Gelecekte nereye varılacaktı?

- Ne  okuyabileceklerdi?

- KÜRTÇE BİR KÜTÜPHANE YOK Kİ! 

- Yüzyılların açığını nasıl kapatacaklardı? 

Büyük olasılıkla,  geçenlerde ölen  Kürt yazar rahmetli  MEHMET  UZUN’U  kanser yapan  da  Kürtçenin  içinde bulunduğu bu açmazdı. Çünkü o,  bu konuda çok zorladı  ve zorlandı, ama BEKLEDİĞİNİ BULAMADI.

Dr. Mehmet Şükrü Sekban, 1933  yılında FRANSIZCA  YAZDIĞI “KÜRT SORUNU- AZINLIKLARIN  PROBLEMLERİ”  adlı kitabıyla bugün izlenilen bir filmin eski  versiyonunu sunmuştur.

onu ile ilgili olarak  görüşlerinin üzerinde  durulması gereken İKİNCİ DEĞERLİ KİŞİ  Prof. Dr. MEHLİKA  AKTOK KAŞGARLI’DIR.

*******************

Konu ile ilgili olarak görüşlerinin üzerinde durulması gereken İKİNCİ değerli kişi Prof. Dr. MEHLİKA  AKTOK  KAŞGARLI’DIR.

Prof. Dr. MEHLİKA  AKTOK KAŞGARLI eğitimini Batıda yapmıştır. Batının literatür ve  metodolojisine  hakim bir bilim  insanıdır.  Bunun yanında  Batı  diplomasisinin , sosyal bilimleri  ve  özellikle de oryantalizmin  siyasi inceliklerini  kendi  çıkarları adına  nasıl  kullandığını da  iyi bilmektedir.  Son on yılını  Türkiye’de geçirmiş, Doğu ve Güneydoğu  Anadolu da  çok sayıda incelemelerde bulunmuştur.  “SINIR TOPLUMLARI“  diye nitelediği  coğrafyada,  Erzurum,  Kars,  Ağrı,  Erzincan, Van, Muş,  Bitlis,  Siirt, Diyarbakır,  Urfa,  Adıyaman, Tunceli,  Bingöl ve Malatya’da ÇALIŞMALARI OLMUŞTUR.

Kendisinin Sayın Yaşar Kalafat’la birlikte hazırladığı  “TÜRKO- KÜRTLER’DE  UYGARLIK VE AĞIZLAR  HAKKINDA DÜŞÜNCELER”  adlı kitapta ileri sürdüğü  görüşlerle, Dr. Şükrü Sekban’ın yukarıda  dile getirilen  bazı tesbitler  arasında önemli  ölçülerde  örtüşmeler  bulunmaktadır…

(Kürtler vb.)SINIR TOPLUMLARI SİYASİ OYUNLARIN PİYONU OLURLAR.

Sayın Kaşgarlı’nın  Kürt diye tanımlanan  toplumları da  içersine dahil ettiği “ SINIR TOPLUMLARI”  ile ilgili açıklamalarına  bir göz atalım ! O, bu konuda şunları söylüyor:

“FRANSA İLE ALMANYA ARASINDA Alsas-Loren  yöresi ile, Avusturya ile  İtalya arasında  bulunan  Trentino- Alto Adice  yöresi  halkları… Anadolu, İran, Irak arasında göçer  veya  yerleşik  bir kısım Kürt  toplumlarıyla  benzerlikler hatta müşterek  nitelikler arzetmektedir. Sınır toplumları, 2 ,3, 4  bazen daha çok  krallık , imparatorluk , cumhuriyet vs. gibi merkezi  yönetime  geçebilmiş  toplumların  siyasi sınırlarında oluşur.

Ancak bu siyasi sınırlar  tarih akışı içerisinde durağan değildir.  Savaşlara, politik anlaşmalara göre değişir. Bu nedenle  sınır toplumları  aynı coğrafi yörelerde  değişik devletlere tabi olurlar… Sınır toplumlarının menşei  hetorojen, yani  çeşitli etnik  gruplara  mensup olan  klan, aşiret, boy halinde kalırlar. Devlet yapısına geçemezler. Hangi ülke  sınırında oluşmuşlarsa , o ülkenin genetik yapısıyla kaynaşırlar ve erirler. Sınır toplumları, oluştukları  yörede sorun çıkarırlar.”idantite”, “mensubiyet”, “kimlik”, “özdeşleşme”  hissinden yoksun olmaları, siyasi oyunlara kurban edilmelerine de neden olur

GELELİM (KÜRTLER vb.) SINIR TOPLUMLARININ DİLLERİ İLE  İLGİLİ GÖRÜŞLERE …


Sayın Kaşgarlı hoca devam ediyor:

“…Bu günkü  Trentino-Alto  Adice yöresi  halkının  Avusturya sınırına  yakın  oturanları  Almancaya yakın, ancak  İtalyanca ile  karışık  Germen  ağız  ve  lehçelerinin kelime haznesinin  ağır bastığı  bir yöresel  VERNAKÜLER DİL  kullanırlar”

BU BÖLÜM ÇOK ÖNEMLİ:

“…(bunların) İtalyan sınırına yakın  oturanları ise, aksine  İtalyan  kuzey  lehçesine yakın olan,  yine Germen ağız ve lehçeleriyle  karışık  bulunan  yöresel  bir vernaküler  “ağız”  kulanırlar. KENDİLERİNE ÖZGÜ  BİR  ALFABELERİ  OLMADIĞI GİBİ, EDEBİYAT DİLLERİ DE  GELİŞMEMİŞTİR. İlkel yöresel terimlerden  oluşan  atasözü, şarkı gibi sözlü, irticalen gelişen bir anlatımları vardır. Mahalli gelenek  ve  törelerle yetinirler… Bunlar Germen  toplumlarından  askeri  marşlara benzeyen , kolay  öğrenilen, kolay akılda tutulan şarkıları , melodileri almışlardır. İtalyanlardan  ise kıvrak  güney toplumları  danslarına benzeyen  toplu daire şeklinde dizilerek  oynanan  tarantella rakslarını benimsemişlerdir…”

 Her şey ne güzel özetlenmiş ,resim ancak  bu kadar uyar. Ana hatlarıyla”sınır toplumlarında “etnik harman söz konusudur deniyor.  O yüzden  Kürtçüler  vazgeçsinler  bu “ata” arama ve tarih  yaratma sevdasından ! Zaten  dillerindeki  diyalekt  çeşitlilikleri  de bu  harman  oluştan  kaynaklanıyor. Hangi  sınırın içersinde  sınır  toplumu  olarak  yaşanılıyorsa o dil  ağır basıyor  ve o toplumla  genetik alanda  karışma, iç  içe geçme  söz konusu oluyor. Bu anlamda  Dr. Şükrü Sekban ne diyordu?…”saf  Türk  olan Türkmen  ile Kürdü  ayırt etmek çok güçtür.”  Çünkü tarihsel  süreç içersinde  Türk Devletlerinin  sınır toplumları olmadan dolayı  Türkmen ile  önemli oranda  bir karışmışlık  söz konusu olmuştur.

TÜRK VE KÜRT  DEYİM VE ATASÖZLERİ:

Prof. Dr. MEHLİKA  AKTOK KAŞGARLI, “Gotne Peşye Kurda” (Kürt Atasözleri) adlı  risale ile ilgili  ELEŞTİRİLERİNİN BİR  BÖLÜMÜNDE  ŞUNLARI YAZILIYOR:

“… Kürt atasözü  olarak  NE DUYMUŞLARSA  DERLEMİŞLER. Derledikleri  sözleri ne  ilmi bir  süzgeçten geçirmişler, ne de yüzyılların  ötesinden  gelen  Türk atasözleri  ile karşılaştırmışlar .  Hata  üsüne hata  yapılmış . Bu kitapçıkta  verilen atasözlerin  pek çoğu Türkçeden tercümedir. Bazıları  olduğu gibi, bazıları da  kelime değiştirerek  verilmiştir.  Deyimler atasözleri ile  karıştırılmış, ayrı bir sınıflama yapılmıştır.

ÖRNEKLER:

Kırmanca atasözü .  “Agır bı erde  dıkeve hışk u ter  hıhevra dışewıtin”   Türkçe çevirisi: “Yer  tutuşur, yaşla birlikte  kuru da yanar.  Gerçek karşılığı,  KURUNUN YANINDA YAŞ DA YANAR.”

Kırmanca atasözü: “Agır u pişo lı cem hev. Türkçe çevirisi:  Ateş ve  yanık bez bir  arada olmaz.  Gerçek karşılığı:  ATEŞLE BARUT BİR ARADA OLMAZ”

Kırmanca atasözü: “Agıl  ne lı bejneye bı seriye . Türkçe çevirisi: Akıl boyda değil baştadır. Gerçek karşılığı:  AKIL YAŞTA DEĞİL BAŞTADIR.”

Kırmanca atasözü: “Emre  leglege  çu bı   tegtege . Türkçe çevirisi :  Leyleğin ömrü laklaka ile geçer.”  Karşıtlığı AYNI….

Sayın Kaşgarlı’nın  “SINIR TOPLUMLARININ”  GENEL ÖZELLİKLERİNİN, Kürt  kökenli  toplumu  ne  kadar  andırdığı esas  üzerinde durulması  gereken nokta, dilsel  değişimmlere ilişkin hususların ortaya çıkardığı çağrışımlardır.

Trentino-Alto  Adice  bölgesinin  Avusturya sınırına  yakın olan  halkı  Almancaya  yakın ama İtalyanca  ile karışık , aynı  zamanda  da  Germen ağız  ve  lehçelerinin  kelime haznesine  dayanan  yöresel vernaküler  bir dil  anlaşılıyor.  Aynı bölgenin  İtalya sınırına yakın  olanları ise  Kuzey  İtalya  lehçelerine yakın olup,  içersinde  yine  Germen ağız  ve lehçelerinin  karışık olduğu  daha farklı  bir  vernaküler  ağız  kullanılıyor.

Bu toplumun  etnik  yapısının  Germen  ve Latin  kabilelerinin  karışımından oluştuğu  belli  olsa da,  Antik Germen  lehçe  ve  ağızlarının belirleyici olmasıyla ilgili olarak  bu toplumun  ağırlıklı  etnik  unsurunun  Germen özelliği olduğu söylenebilir. Bu, aynı  KIRMANÇA ve  özellikle de ZAZACA da,  bugünkü Türkçe’de  kullanılmayan  eski  Türkçe  kelimelerin  varlığının  ortaya çıkarılmasından  dolayı,  onların  TURANİLİK  bağlantısının  kanıtlanmasına benziyor. Fakat etnik ağırlık  ne olursa olsun, bu halkın  kulandığı dilin  yöresel bir  vernaküler “ağız”  olduğunun  aksini  ileri  sürmek  mümkün değildir.

Nitekim bugün sömürgeci güçlerin Kürt kökenli toplumu  kışkırttığı gibi, 2. Dünya Savaşı’na  girerken  de kuzey İtalya’daki  bu toplum, eski  Germen  kabilelerine  dayandıkları iddiasıyla  “BAĞIMSIZLIK SERÜVENİ”  doğrultusunda  tetiklenmiştir. Ancak devrin  İTALYA HÜKÜMETİ, yörede konuşulan  iki vernaküler dili  SADECE “KONUŞMA DİLİ”  OLARAK KABUL ETMİŞ  ve  Güney Tiroller  bölgesine  hiçbir  SİYASİ OTONOMİ  TANIMAMIŞTIR.

Görüldüğü gibi İtalyan  hükümeti  o iki “ağız”ı  “konuşma dili”  yani  vernaküler diller  olarak  ilan edebilirken, KÜRTÇENİN  NEDEN  VERNAKÜLER BİR DİL OLMANIN ÖTESİNE taşınarak , AB-D  tarafından  EĞİTİM DİLİ olması  doğrultusunda dayatmalar günümüzde  konu oluyor?

SINIR  TOPLUMLARININ ALFABELERİ DE  YOKTUR VE EDEBİYAT  DİLLERİ GELİŞMEMİŞTİR.

Prof. Dr.  Mehlika Aktok Kaşgarlı’nın  ifadesine göre sınır  toplumlarının alfabeleri de  yoktur ve edebiyat  dilleri gelişmemiştir. SADECE SÖZLÜ  VE İRTİCALEN   SÖYLEDİKLERİ  İLETİŞİM YAPILARI VARDIR. Bu ifadelerden  sınır toplumlarının dilinin   YAZI DİLİNE PEK UYGUN  OLMADIĞI  ANLAŞILIYOR.

Yine  aynı  bilim insanımıza göre,  KÜRTLER DE “SINIR TOPLUMU”  SINIFINA  UYGUN  halk  oluşumları olarak  değerlendirildiklerinde,  onların da aynı  yapısal  kategoriye dahil olmaları gerekiyor… Nitekim Sayın Mehlika  Aktok Kaşgarlı’yı destekleme  anlamında  ünlü KÜRDOLOG  ve dilbilimci  Goishi  Kojima da  konuyla ilgili  olarak şöyle bir açıklama getiriyor:

“KIRMANÇİ  BİR EĞİTİM DİLİ  OLARAK  KULLANILABİLİR Mİ?  HAYIR!  Okulda öğretilemez. Eğer  Kırmançi  lehçelerinden  bir tanesini  seçerek  öğretmeye kalkarsanız, önce  Türkçeyi  öğretmeniz gerekir.  Konuşulan Kırmançi  ile  yazılan  Kırmançi  arasında  büyük farklar vardır… Zazaca’nın ise yazılı biçimi hiç bilinmemektedir….”

Mehlika Aktok Kaşgarlı dil  konusundaki açıklamalarını şöyle  SÜRDÜRÜYOR:

“…GERÇEK DİL, kullanılan  hazır  geniş bir kelime hazinesi olan  YAZILI EĞİTİM DİLİDİR.”

Derleyen:  Dr. Noyan Umruk

VERNAKÜLER DİL: kelime hazinesi kısıtlı, basit iletişime yönelik, doğal ihtiyaçları karşılama amacını taşıyan bir konuşma dili.

ALINTIDIR  A.K.

 

 





 ADI SOYADI :  
 
 E-MAİL :  
 
 
 
 
 
 
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR
 
1 - GÜNÜN NEŞESİ...

17-11-2019 - 10:38

 
2 - ASTSUBAYLARDAN DAHA DEĞERLER VAR…

16-11-2019 - 09:30

 
3 - BAŞARI NASIL OLUR?

15-11-2019 - 12:38

 
4 - MALİYE NAZIRLARI OKUMASIN…

14-11-2019 - 17:55

 
5 - ÜÇ DEVRİ YAŞAYAN...

13-11-2019 - 17:27

 
 
DİĞER YAZILAR :  [ 1 ]  [ 2 ]  [ 3 ]  [ 4 ]  [ 5 ]  [ 6 ]  [ 7 ]  [ 8 ]  [ 9 ]  [ 10 ]  [ 11 ]  [ 12 ]  [ 13 ]  [ 14 ]  [ 15 ]  [ 16 ]  [ 17 ]  [ 18 ]  [ 19 ]  [ 20 ]  [ 21 ]  [ 22 ]  [ 23 ]  [ 24 ]  [ 25 ]  [ 26 ]  [ 27 ]  [ 28 ]  [ 29 ]  [ 30 ]  [ 31 ]  [ 32 ]  [ 33 ]  [ 34 ]  [ 35 ]  [ 36 ]  [ 37 ]  [ 38 ]  [ 39 ]  [ 40 ]  [ 41 ]  [ 42 ]  [ 43 ]  [ 44 ]  [ 45 ]  [ 46 ]  [ 47 ]  [ 48 ]  [ 49 ]  [ 50 ]  [ 51 ]  [ 52 ]  [ 53 ]  [ 54 ]  [ 55 ]  [ 56 ]  [ 57 ]  [ 58 ]  [ 59 ]  [ 60 ]  [ 61 ]  [ 62 ]  [ 63 ]  [ 64 ]  [ 65 ]  [ 66 ]  [ 67 ]  [ 68 ]  [ 69 ]  [ 70 ]  [ 71 ]  [ 72 ]  [ 73 ]  [ 74 ]  [ 75 ]  [ 76 ]  [ 77 ]
 
YAZARIMIZA AİT SİSTEMİMİZDE KAYITLI TOPLAM 384 ADET YAZI KAYITLI .
 
 
           ..
 
TÜM YAZARLAR



Aydın Hava Durumu

Salı Parçalı Bulutlu Parçalı Bulutlu 23°C 11°C

Çarşamba Parçalı Bulutlu Parçalı Bulutlu 21°C 12°C

Perşembe Parçalı Bulutlu Parçalı Bulutlu 21°C 10°C



           YORUMLAR
VELİ TİRYAKİ

     Güzel bir anekdot Atanın Değer verdiği Türk Kadınını ne güzel ve anlamlı anlatmış Teşekkürler Ahmet Abi... ...

AYHAN ANIK

     Çok güzel bir anekdot. Bu güzel yazıları okuyunca çok mutlu oluyoruz. Kalemime emegine sağlık. ...

SELİN SEVER

     Yıllardır Kamu mallarının ihaleleri hep şaibeli olmuştu. Belediyelerin ihaleye girmesi bu yerlerin gerçek değerinde ihale edilmesini ...

NEŞE TEMEL

     Çok güzel, gerçekci bir ytazı. Sizi kutlarım. ...

SELİN AKAR

     Ülkemizin böyle Akademik ünvanlı öncülere ihtiyacı var. Kayıp annelerine ülkemizin her kesimi destek vermelidir. Her b..a ...

HASAN ALİ YILMAZ

     Çalışmalarınızda başarılar dilerim. Yaptığınız toplum için çok değerli. Ekip harika gözüküyor..... ...


           ANKET
Önümüzdeki Süreçte Bir Erken Seçim Bekliyormusunuz.?
% 93 √ Toplam : 264 - 1- Evet Bekliyorum
% 3 √ Toplam : 8 - 2- Hayır Zamanında Yapılır
% 5 √ Toplam : 12 - 3-Fikrim Yok
   

TRT Spor Haberler



GÜNCEL   SİYASET   EKONOMİ   AYDIN   SAĞLIK   DÜNYA   SPOR   LEZZETLERİMİZ  
KÜLTÜR/SANAT   ÇEVRE   KAMPANYALAR   kampanyalar   YAZAR GİRİŞİ   SİVİL TOPLUM   EĞİTİM   HABER VİDEOLARI  
FİLM FRAGMANLARI   KOMİK VİDEOLAR   VİDEO  

RSS © 2012 Ajans 09/ Aydın Haberleri Sitesi
Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır
Gizlilik İlkeleri | Kullanım Koşulları | Künye | Reklam | İletişim