Anasayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle

Sitene Ekle Künye Arşiv  İletişim  rss  
ANASAYFA VİDEO GALERİ FOTO GALERİ FİRMA REHBERİ İLANLAR İLETİŞİM  
 
DAVUTOĞLNDAN ÖNEMLİ ÇIKIŞ
AĞRALİOĞLU İLK BASIN TOPLANTISINI YAPTI
O REKTÖR GÖREVDEN ALINDI
DOĞU AKDENİZDE KARARLILIKLA DEVAM EDECEĞİZ
THK Çağırsınlar, motor çalıştıralım


Ajans 09/ Aydın Haberleri - AKUT’TA ARTIK DEREBEYLİK
AKUT’TA ARTIK DEREBEYLİK BU YAZININ EKLENME TARİHİ 08-07-2019 / 22:55 | BU YAZI TOPLAM 391 KEZ OKUNDU.
   
Birde Bizden Duyun
satımujganoguz@hotmail.com
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AKUT’TA ARTIK DEREBEYLİK

To: AKUT Genel Uyeler; AKUT Istanbul Ekibi

 NASUH’UN YÖNETTİĞİ AKUT’U BEĞENMEYENLER, RECEP’İN YÖNETTİĞİ AKUT’U BEĞENEBİLECEKLER Mİ?

Değerli AKUT Gönüllüsü arkadaşlarım,

Bu yazım daha ziyade Nasuh olmasın da ne olursa olsun diyen zihniyettekiler için. Diğerleri, eski AKUT Ruhunu hala yaşamaya çalışanlar üzerlerine alınmasınlar lütfen. Bu kişilerin inatla ve ısrarla anlamakta zorlandığı yerleri ben biraz daha açarak anlatacağım, mecburen…

 

1999’DAN BU YANA DEVAM EDEN BAŞARILI YÖNETİM SİSTEMİ YOK EDİLDİ

 

AKUT’un en büyük problemi artık etiktir diye yazmıştım biliyorsunuz, 26 Mayıs 2018’de, içinde bulunduğumuz sorumluları cezalandırılmayan yalan, dolan, iftira, kumpas ve şantaj süreçlerinden dolayı. AKUT’un en büyük ikinci problemi de, yönetim anlayışı değişikliği ve kararların genel merkezin dışına çıkartılıp artık başka türlü alınıyor olması. Bildiğiniz gibi yeni YK, tüm konuları artık ekip liderleri üzerinden hallediyor ve onların onayını aldıktan sonra bütün AKUT’ta uygulamaya başlıyor. Oysa 1999 yılından bu yana, büyük depremden sonra ücretsiz danışmanlık alarak aylar süren çok ciddi bir çalışma sonucunda Monitor Company ve Nicholson International tarafından AKUT için özel oluşturulan modelle, AKUT’u 5 kişiden 7 kişiye çıkarılan yönetim kurulu ve ona bağlı çalışacak 6 ana bölüm olan Acil Durum Yönetimi, Mali ve İdari İşler, İnsan Kaynakları, Eğitim, Lojistik, Dış İlişkiler bölümleri ve bu bölümlerin altında kümelenmiş birimleri yönetirdi. AKUT’un bütün yükünü çeken genel merkezde konuşlanan Bölüm ve Birimlerimiz her Pazartesi doğrudan bütün kararların içinde yer aldığı ve bilgi akışı çok hızlı ve sağlıklı olduğu için de, doğru bilgiyle, katılımcı demokrasiyle, minimum hatayla AKUT’un bütün kararları en hızlı ve en doğru şekilde alınır ve AKUT dimdik yoluna devam ederdi…

YÖNETİLEMİYORSANIZ GİDİN ANLAYIŞI VAR ARTIK

Daha ilk göreve geldikleri zamanlarda, bizzat 2. Başkan tarafından ’yönetilemiyorsanız bırakın anahtarları gidin’ diye tehdit edildikleri - kovuldukları için, benimle yıllarca sorunsuz çalışan İletişim Birimi sorumlumuz ve yardımcısı istifa etti. Ancak AKUT’un INSARAG sertifikası yenileme süreci zarar görmesin diye asil bir davranışla istifalarını INSARAG sonrasına bıraktılar... 

 

AKUT Yönetim Kurulu, Bölümleri ve Birimleri yönetmezdi. Onları yönetmek, kontrol altına almak, dediğimizi yaptırmak gibi bir ego yapmazdık. Yetkiler ve sorumluluklar ilgili Bölüm ve Birimlere delege edilmiş biçimde, AKUT’u Bölümler ve Birimlerle birlikte yönetirdik. Her kararımızda mutlaka o konunun sorumlusunun da onayını alırdık. AKUT’u, her biri genel merkezden ve genel merkezdeki güncel konulardan uzakta yaşayan, dolayısıyla AKUT’un yönetimsel süreçleriyle ilgili görüş açısı ve bilgisi kaçınılmaz olarak kısıtlı olan ekip liderleri değil, yönetim kuruluyla birlikte genel merkezde omuz omuza çalışan, bütün süreçlerin içinde olan ve her zaman masada olduğu için de kendilerini ilgilendiren bütün konulara doğrudan müdahil olan 6 bölümümüz ve bunların altında kümelenmiş birimlerimiz yönetirdi…


AKUT’un üstün başarılarının arkasındaki sır olan bu demokratik yönetişim biçimi, yeni yönetimle birlikte rafa kaldırıldı ve her şey ekip liderleri ile çözülmeye başlandı ve tabi ki hatalar ve sorunlar da başladı. Ekip liderleri doğal olarak AKUT genel merkezde olan bitenden tam olarak haberdar değiller veya burada olan bitenin gönüllüler tarafından nasıl yorumlandığının farkında değiller. Yönetim kurulu onlara ne anlatırsa onlar da kabul ediyorlar ve onay veriyorlar. Yana yakıla çoğunun eposta gruplarımızda moderasyon - denetim talep etmelerinin sebebi budur. Hatalarını, gerçek sorunlarımızı ve yanlışlarını gözlerden kaçırmak…

 

BÖLÜM VE BİRİM SORUMLULARI DEVRE DIŞI BIRAKILDI

16 Haziran 2017’de, Enstitü krizinin bahanesiyle, dışarıdan Orhan Karakurt’un yandaş medya ve sosyal medya aktrolleri üzerinden baskısıyla, içeriden malum ekibin bayraktarlığıyla zorlama bir olağanüstü genel kurulla Recep Şalcı başkanlığındaki yeni yönetim kurulu göreve geldiği andan itibaren, AKUT’un yönetiminde 1999’dan bu yana söz sahibi olan ve her Pazartesi bütün kararlarda masada olan Bölüm ve Birimlerimizin ve gönüllülerinin yetkileri kısıldı. AKUT’un yönetim biçimindeki bu kökten değişim krizlere yol açtı. Daha önce AKUT’u yönetim kuruluyla birlikte doğrudan yöneten bölüm ve birim sorumluları ve gönüllüler artık devre dışı kaldı. Recep’in yönetim kurulunun özellikle İstanbul ekibindeki gönüllülerin asil üyeliklerini engellemeleri de bu yüzdendi. Çünkü İstanbul ekibi, yönetim kurulunun nasıl keyfi iş yaptığını gördüğü ve bundan çok rahatsız ve mutsuz olduğu için İstanbul ekibini daha fazla güçlendirmek istemediler. Her şeyi Anadolu’daki kendilerine bağlı ve bağımlı kıldıkları ekip liderleriyle kurdukları feodal düzen içinde çözmek istiyorlar. Öylesi kolaylarına geliyor, demokrasiye de benziyor nasıl olsa. Ancak Socrates’ın dediği gibi;‘Hakikate benzemekle hakikat aynı şey değildir’, demokrasiye benzemekle demokrasi de aynı şey değildir. Recep artık zaten kontrolü altında olan ekip liderleriyle yürütüyor her şeyi. Anadolu’daki gönüllüler de, liderleri kendilerine ne söylüyorsa haliyle ona inanarak hareket ediyorlar. Yönetim kurulu liderlerin onayını alıyor, liderler İstanbul’da olan bitenden haberi olmadan veya daha kötüsü, umursamadan her şeye evet diyor. Bana diktatör diye iftira atarak yönetime gelenler, diktatörlüğün, keyfi yönetimin, adam kayırmacılığın, yetkisini kötüye kullanmanın, hesap vermemenin alasını yaşatıyorlar AKUT’a…

HERKESİN AKUT’U YÖNETİM KURULU’NUN AKUT’U OLDU

20 küsur yaşında ve hala kurucusu tarafından yönetilen, orta büyüklükte bir işletme ölçeğinde ve tamamen gönüllü çalışan, başarısı tartışılmaz bir sivil toplum hareketini yönetebilecek bilgi, beceri ve tecrübeye sahip olmadan, tek ortak noktaları kıl olmaktan, nefret etmeye kadar bana karşı hep kötü hisler beslemek ve AKUT’ta gözü olmak olan beş benzemez olarak, AKUT’u artık biz yönetiyoruz havasına girdiler. İş bilmedikleri ve kimseye de güvenmedikleri için de, ağır iş yükünün altında hem ezildiler hem de yanlış kararlar aldılar ve pek çok ilişkimizi bozdular. Bunların sorgulanmasını önlemek için de, yönetim kurulunda ilk günden itibaren vura kıra ilerlediler. Elinde sopayla, ‘yetki bizde, artık demokrasi işliyor burada ulan’ diyen maganda karikatüründeki gibi bir havaya girdiler, sorunları tehdit ve şantajla çözme alışkanlığı geliştirdiler...

İstanbul’daki gönüllülerin bugüne dek hep kendilerinin olduğunu hissettikleri, tüm kararlarda ve süreçlerde kendi isteklerinin de göz önüne alındığına dair en küçük bir şüphelerinin olmadığı ve o yüzden de gönülden ve büyük özveriyle çalışageldikleri AKUT’ta bir anda kibirli kabadayılar türedi yönetim kurulunda ve etrafında. AKUT artık sert söylemlerin, sert tartışmaların, sert kararların, sert sonuçların yeri haline geldi. Gönüllüler değersizleştirildi, istekleri görmezden gelindi, doğrudan taleplerine kulaklar tıkandı. Güle oynaya, zevk alarak, keyif alarak gelinen, çalışılan, yaşanan AKUT kalitesizleşti, keyifsiz ve gergin bir yere dönüştü, egolar yarışına döndü, sıradanlaştı...     

İstanbul ekibi gönüllüleri arasında yapılan demokratik bir seçim sonucunda, İstanbul ekibinin lideri olarak, yönetim kurulunun istediği değil de İstanbul ekibi gönüllülerinin istediği kişi seçilince, yönetim kurulu bir üçkağıt yaptı ve başka hiçbir ekipte olmadığı şekilde seçilen kişinin sadece operasyonel ekip lideri olduğunu ilan etti. İstanbul ekibinde eğitim konularında kendi atamak istedikleri kişinin sorumlu olacağını söyledi. Çok büyük itiraz edildi, genel merkezde, 2 - 2.5 saat bu konu tıklım tepiş bir halde, genel merkezin en üst katında bağırış, çağırış tartışıldı. 50 küsur İstanbul ekibi aktif gönüllüsü bütün güçleriyle itiraz ettiler, 7 tane ifadesiz ve gergin suratlı yönetim kurulu üyesi, 2.5 saat direndiler ve hep aynı şeyi söylediler. Kendi istediğimiz kişi olacak eğitimde, diye. Bu konunun toplantısının hemen arkasından da yönetim kurulu toplantısı vardı. Aşağıya inelim, yönetim kurulu toplantısında talebinizi kendi aramızda tekrar değerlendirelim, öyle karar verelim bile demediler, süreci yumuşatma ihtiyacı bile hissetmediler ve o kadar kişinin haklı talebini hiç umursamadan hepsi aynı duygusuz suratla reddettiler. Neden eğitimi bırakmak istemiyorlar peki? Hatırlayacaksanız, bana operasyon da eğitim bölümünde kotarılmıştı, yeni gelen gönüllülerin beynini baştan yıkamak için eğitimi asla bırakmıyorlar. Gerekirse seçimle gelen ekip liderinin yetkilerini bile kendi çıkarlarına göre keyfi bir şekilde buduyorlar, işlerine öylesi geliyor çünkü... 

 

Peki daha da enteresanı size. İstanbul’un eğitim konularına bizim atadığımız kişi bakacak diyerek, seçilen ekip liderinin yetkilerini budayan YK’nın, AKUT eğitimlerinin e’sinden anlamadığı halde zorla İstanbul’un eğitimine istediği kişi kim dersiniz? İstifaya zorlandığım süreçte, kendi yaptıkları eposta grubumuza moderasyonu, yani e-postaların önce okunarak, uygun bulunursa sonra listeye iletilmesini hem yapmadıklarını söyleyip hem de aslında Nasuh istedi moderasyonu diye, bir yazışmanın önünü sonunu saklayıp, içinden bir cümle çekerek, olayı farklılaştıran ancak disipline verdiğim ve mutlaka derhal AKUT’tan atılması gerektiği halde, yönetmelik değişikliği bahanesiyle, bu konudaki suç ortağı yönetim kurulu üyesiyle birlikte 1.5 yıldır korunan kumpasçının ta kendisi. Aynı ekip her yerde yani...      

AKUT’TA ARTIK DEREBEYLİK DÜZENİ KURULDU

Ben AKUT’u 20 yıldan fazla yönettim ve hiçbir zaman ekip liderlerimize böyle bir yetki vermedim. İstanbul dışında kurduğumuz tüm ekipler operasyonel ekiplerdi, işleri operasyon yapmaktı. Yalnızca İstanbul ekibinin ise, hem operasyon yapmak hem de AKUT’un tüm idari işlerini yönetmek sorumluluğu vardı, gönüllüler ona göre seçilirdi, ona göre yetkilendirilirdi. Ekiplerimizin ve dolayısıyla ekip liderlerimizin de tek sorumluluğu, her birini o göreve getirmeden önce yaptığım konuşmada da söylediğim ve üzerinde anlaştığımız gibi, AKUT’un misyonu çerçevesinde kendi bölgelerindeki acil durumlara müdahale etmek ve çeşitli toplum bilinçlendirme ve sosyal sorumluluk projeleri yapmaktı. Bundan daha fazla bir yetkiye de, sorumluluğa da sahip değillerdi. Ancak Recep, beni ve arkasından da Saydun’u devirme sürecinde ekip liderlerinin ağzına bir parmak bal çaldı, AKUT’u onlarla yöneteceğini söyleyerek, aklını çeldi... 

Koskoca AKUT uzayında, genel merkezden ve kültüründen yüzlerce, binlerce km uzaktan hiçbir şey bilmedikleri birçok konu hakkında, Recep onlara ne anlatırsa ve ne talep ederse hepsinin onayını verecek şekilde kendilerini konumlandırdılar. Bu durum da, AKUT’un yıllarca yönetildiği genel merkezdeki genel durum hakkında, süreçler hakkında, olan biten hakkında hiçbir bilgisi olmayan ekip liderlerinin kendilerini Recep’in ve yönetim kurulunun iradesine teslim etmeleri sonucunu getirdi. Recep’in ve yönetim kurulunun herhangi bir kararına, isteğine karşı çıkmak, onaylamamak ekip liderliğinden alınma riskini de beraberinde getiriyordu artık. İlişki öyle kuruldu çünkü. ’Sen benim yönetimde istediğim kararlara onay ver, ben de senin ekip liderliğini sorgulamayayım.’ ’Sen benim yanlışlarımı görmezden gel, ben de senin yanlışlarını görmezden geleyim.’ ’Sen beni yönetim kurulunda tut, ben de ekibindeki sana muhalif olanları senden uzak tutayım.’ AKUT’ta katılımcı demokrasiyi yok eden, işleri ve süreçleri bilenlerin dışlandığı, hiç bilmeyenlerin sözde yetkilendirildiği bu anlayışla, yönetim kurulu ile ekip liderleri arasındaki yeni ilişki biçimi feodal bir düzen getirdi AKUT’a. AKUT artık derebeylik kurallarıyla yönetiliyor. Büyük ağalar da, küçük ağalar da birbirlerini koruyor ve herkes kendi koltuğunda sorgulanmayan bir ağa gibi rahat rahat oturuyor artık. Buna direnenleri de uzaklaştırıyorlar... 


YK’NIN İSTEDİĞİ KARARLAR EKİP LİDERLERİYLE ALINIYOR

Yönetim Kurulu’nun çoğunu kendine bağladığı artık 30 kişi bile olmayan ekip liderleriyle aldığı ama normalde tüm AKUT ailesinin gözü önünde, eposta grubumuzda tartışılarak veya ilgili bölüm ve birim sorumlularının katılımıyla alınması gereken bazı kararlar şöyle;

 

1- 22 yıldır açık ve özgür bir şekilde işleyen eposta gruplarımızın moderasyona ve denetime tabi tutulması kararını ekip liderleriyle görüşüp aldılar. Ekip liderlerinden bizzat bu işin halledilmesini Recep istedi, ekip liderleri de hatırlayacağınız o rezil maddeleri yazdı...

 

2- Recep Şalcı’nın altına bir AKUT aracı verilmesi ve AKUT aracı ile yaşadığı şehir olan Kocaeli’den AKUT’a gidip gelebilmesi yetkisini ekip liderlerinden aldılar. Oysa 6 yıl boyunca yönetim kurulunda görev alan Tekirdağ’da yaşayan Ebru Atalay Alp, 6 yıl boyunca Tekirdağ’dan kendi aracıyla ve yakıtını da kendi karşılayarak yönetim kurulu toplantılarına gelmişti. Bugüne dek de hiçbir YK üyesi bir AKUT aracını bu şekilde kendine tahsis ettirmemiş ve kullanmamıştı... 

 

3- Paralel AKUT Enstitüsü kurarak AKUT’u bizim tespitlerimize göre yaklaşık 10 - 11 milyon TL dolandıran ve aramızdaki anlaşma gereği bu paranın %50’sini, yani yaklaşık 5 - 5.5 milyon TL’sini AKUT’a geri ödemesi gerekirken, Dündar Şahin’in KDV dahil 4.738.262.00 TL ödemesine ve KDV’si çıkınca kalan 4.015.476.27 TL’den de hala öğrenemediğimiz demirbaş yatırımını düştükten sonra kalan 3.644.000 TL’ye onay verilmesi kararını ekip liderleriyle aldılar, hiç öyle bir gereklilik olmamasına rağmen bütün ekip liderleri de bu kararın altını imzaladılar... 

 

4- AKUT Vakfı’nın ve AKUT Spor Kulübünün gelirlerinin ve bağışlarının %65’ini AKUT Derneğine verilmesini istedikleri ve daha başka birçok rezil kepaze şey talep ettikleri ek protokolü ekip liderlerine onaylattılar. Bu toplantı da şöyle geçmiş. Sıkıcı detaylarla dolu maddeleri tek tek okumuşlar, kimse zaten dinlememiş doğru dürüst ve hiç kimse ne bir şey sormuş, ne detay istemiş, sadece dinlemişler ve tamam demişler. Böylece ne hukuka ne ahlaka ne de AKUT kurum kültürüne uygun olan böyle bir protokol taslağını AKUT Vakfı ve AKUT Spor Kulübüne dayatmaya çalışabildiler…

 

5- Ekip liderlerinin bir anda böyle bütün AKUT üzerinde üstün yetkilere sahip olması süreci de hatırlayacak olursanız, bana kurulan Cumhurbaşkanı’na hakaret ve tehdit kumpası sürecinde, benim onursal başkanlığa geçmemin talep edildiği, 23 Ekim 2016’da yapılan ekip liderleri toplantısında, ekip liderlerinden katılan 28 kişinin 21’inin onursal başkanlığa geçmemi talep ettikleri toplantıyla başladı. 7 ekip lideri de yönetim kurulunda kalmamı istemişti, bunların 4’ü de başkanlığı bırakmamamı... 

 

21 EKİP LİDERİ 250 ASİL ÜYEDEN DAHA GÜÇLÜ OLDU

 

5 - 6 ekip liderinin eksik olduğu, 28 ekip liderinin katıldığı toplantıda, Recep’in, Tolga’nın ve Güçlü’nün kontrolünde kendi aralarında örgütlenen bir ekip, daha 6 ay önce olağan genel kurulda seçilerek geldiğim ve her zaman olduğu gibi yine AKUT’un başkanı olduğum koca demokratik seçimi çöpe attı, 20 yıllık demokrasi kültürümüzü çiğnedi ve bir Yeniçeri isyanıyla, AKUT’un 250 kadar asil üyesinin seçtiği, hem de en başından beri alternatifsiz seçegeldiği başkanın, 21 ekip liderinin talebiyle istifasını istemeyi demokrasi diye yutturdular herkese, kolay yutulsun diye yanında da bir sürü yalanla ve iftirayla birlikte tabi. Bu toplantıdaki oylamanın sonuç görseli ne AKUT içinde ne de kamuoyunda paylaşıldı ama Orhan Karakurt, artık aralarından hangisi ulaştırdıysa bu fotoğrafı kendisine, bu tezgahı tüm Türkiye’ye kendi Twitter hesabından duyurdu zevkle...  

 

Böylece kurulduğundan o güne, başında olduğum yönetim kurulunun önderliğinde, AKUT’un tüm gönüllülerinin katılımıyla ve gözü önünde, AKUT’u tanıyan, ne olduğunu ve ne olmadığını iyi bilen üyeleri aracılığıyla korunan ve sürdürülen demokratik işleyişi, birdenbire ekip liderlerinin çoğunluğunu ikna etmeye indirgendi. Hepsini, yetkilerinin çerçevesini de çizerek benim atadığım 21 ekip lideri, AKUT’a yıllarını vermiş 250 AKUT üyesinden daha yetkili oluverdi bir anda. Recep’in AKUT yönetimini ele geçirme stratejisi de bu oldu. Ekip liderlerini yanına çekenler, birçok konudan bihaber olan veya haberi varsa da yalanlarla karşı türlü doldurulduğu için inanmayan Anadolu ekiplerindeki gönüllülerin desteğiyle koltuğunu kaybetmez oldu. O koltuğa destek veren de kendi koltuğunu korur hatta bazen öbür koltuğa da oturur oldu. AKUT’un bütün makamlarını aralarında bölüşüverdiler. Saydun’un devrildiği olağanüstü genel kurulda, yönetim kurulu yedek üyelerinin biri hariç tamamı ekip liderleriydi. 2019 Mayıs’ında yaptığımız genel kurulda ise tüm yedek üyeler ekip lideriydi. Yönetim Kurulu yedek üye kavramına ve amacına bile aykırı bir durum bu. Sanki bir YK üyesi şu veya bu sebeple ayrılacak olsa, ta Marmaris’ten, Alanya’dan, Kuşadası’ndan, Manisa’dan, Bursa’dan, Seferihisar’dan, Eskişehir’den, Ankara’dan her hafta kalkıp gelebileceklermiş gibi... 

 

ARTIK ADAMINA GÖRE MUAMELE

 

Dernek merkezini garsoniyer olarak kullanan, kendisini suçüstü yakalayan ekibindekilere kök söktüren hatta bir de üstüne zimmetine para da geçiren bir ekip liderini; ’Onunla eğitim planlamam var, şimdi görevden alamam’ diyerek korumaya uğraştılar. Haberi alır almaz detayını öğrenip en fazla 24 saat içinde AKUT’tan atması gereken ekip liderinin atılmasını 4 ay boyunca yokuşa sürdü yönetim kurulu bu feodal kafayla. AKUT’ta bir saniye bile durmaması gereken adam, 4 ay daha ekip lideri olarak aramızda dolaştı. Araştırın, sorun, öğrenin detaylarını. AKUT yönetimindeki feodal anlayış, kendine yakın diye dernek merkezini garsoniyere çeviren, zimmetine para geçiren ekip liderini bile korumaya çalıştı. Yemek istedikleri muhalif ekip liderlerine ise ağır mobbing ve baskı kurdular, kurdurdular. Şu anda bir çok gönüllü sırf AKUT’un yüzü suyu hürmetine katlanıyor bu rezilliklere, bir çok insan da bunları görmek istemediği için aramızdan ayrılıyor. AKUT kan kaybediyor ve YK, AKUT’u tanımayan, kültürünü bilmeyenleri kandırarak, bize asla uymayacak sıradan, keyfi, ilkesiz, kendilerine bağlı ve bağımlı bir derebeylik düzeni yaratıyor...

 

NASUH = AKUT SÖYLEMİ NEREDEN ÇIKTI? 

Bu çiğ söylemi, Nasuh = AKUT söylemini ben hiçbir zaman söylemedim, hiçbir zaman ima etmedim, aklımdan bile geçirmedim. Tıpkı AKUT BENİM BEN AKUT’UM demediğim gibi. Benim kariyerimde bir adam böyle çiğlik yapar mı? Buna ihtiyaç duyar mı? Böyle bir şeyden yoksunluk hisseder mi? Böyle çiğlikleri, böyle yoksunlukları, hak etmeden geldiği yönetim kuruluna daha girer girmez, AKUT’un bülteninin kapağına kendi fotoğrafını koyduranlardan bekleyeceksiniz. AKUT’un bülten kapağına benim veya bir yönetim kurulu üyesinin fotoğrafının koyulması gibi yoz bir hareket hiçbir zaman, hiçbirimizin aklından bile geçmedi 20 küsur yıl boyunca. Böyle densizlikler asla yapılmazdı benim başında olduğum AKUT’ta. Ama kültür değişti artık buralarda...

Yine de görüyorum ki bazı arkadaşlar dolduruşa gelmiş ve nedense olmayan şeyleri kompleks yapmışlar, sıkıntısını yaşamışlar. Bunun sorumlusu ben değilim arkadaşlar. Hayatımdan çok önemli fedakarlıklar yaparak, hepinizden daha çok zaman ve enerji ayırarak, kurulduğundan bugüne, bin kere anlattığım malum ekibin, beni devirmek isteyen iktidarla işbirliğiyle yaptıkları operasyonla beni istifa ettirene dek, AKUT’u elimden gelen en iyi şekilde yönettim, yönetmeye çalıştım. AKUT benim evladım, ben onun babası sayılırım. Hayatımın 20 yılından fazlasını ona koruyup büyütmeye adadım. AKUT, yaşamdaki en büyük mutluluğum olarak Vatan gibi, Cumhuriyet gibi, Atatürkçülük gibi, Türkiye’nin bekası, milletin refahı, ülkemizde adaletin tesis edilmesi gibi kendimden daha değerli olarak gördüğüm, kendimi adadığım, yaşamıma anlam katan bir ideal benim için. AKUT’la kurduğum bu ilişki dışarıdan nasıl görünüyor bilmiyorum ama benim için durum böyle. Yani ben kendisi filan değilim AKUT’un, sahibi de değilim, öyle bir havada da değilim. Ben onun hamisiyim, koruyucusuyum, fedaisiyim, dim yani. Artık onursal başkanlığını taşımayı bile kaldıramıyorum…

Bu adice dedikoduyu, geçmişte benimle yenişemeyen ve AKUT’u ele geçiremeyerek buradan gitmek zorunda kalanlar çıkarmıştı. AKUT NAKUT oldu iftirası atmışlardı. Bu ekip eskiden kalan bu yalanı yeniden piyasaya sürdüler. Tıpkı bana muhalif herkesi hain ilan ediyorum yalanını çıkardıkları gibi, bunu da beraber kullandılar... 


Nasuh’un AKUT’unda var olmak ağır gelenler, hiçbir kuralın, hiçbir etik değerin olmadığı Recep’in AKUT’unu daha çok severler umarım. Ama bir uyarıda bulunayım, Recep’in AKUT’unda bir yerlere gelebilmek için artık diğerlerinden daha kabiliyetli, daha çalışkan veya daha motive olmanıza gerek yok, biat edin yeter ve rezilliklerine asla karşı çıkmayın, asla eleştirmeyin yeter, daha garantili yükselirsiniz. Mesela Recep’in altına 2018 model araba çekilmesine, masraflarının bize hayat kurtaralım diye verilen bağışlarla karşılanmasına ses etmeyeceksiniz, Sayman’ın kardeşine Enstitü’de Mali İdari İşlerde iş verilmesini görmezden geleceksiniz, keyfi üye alımlarını hiç mesele yapmayacaksınız, disiplin kurulunu yönetim kurulunun bir uzantısı gibi görmelerine, kendi yandaşlarını korumalarına, diğerlerine ise her şeyi mübah görmelerine karışmayacaksınız. O zaman sizden iyisi olmaz. Eşitlik, özgürlük, adalet yok artık çünkü buralarda, ben gidince onlar da gitti. O yüzden çoğunluk diktatörlüğüyle iyi geçinmeniz lazım burada mutlu olmak için, görmemeli, duymamalı ve söylememelisiniz...

 

BAZILARI İNANMAK İSTEDİĞİNE İNANDI

Hayatımın hiçbir döneminde AKUT BENİM BEN AKUT’UM gibi bir havaya girmedim. Tıpkı EVEREST BENİM BEN EVEREST’İM veya YEDİ ZİRVELER BENİM BEN YEDİ ZİRVELERİM veya MOTOSİKLET BENİM BEN MOTOSİKLETİM veya DAĞLAR BENİM BEN DAĞLARIM vs demediğim gibi. O yüzden ilk önce kendi söylediğiniz veya size bin kere söylenen yalanlara inanmayı bırakın. Bir arkadaşım bu sürece nasıl geldiğimizi konuşurken, bana şunu söylemişti ve çok doğruydu. ’İnsanlar inanmak istediklerine inandılar’ dedi. Maalesef, bütün yazdıklarıma ve anlattıklarıma rağmen, hala AKUT BENİM BEN AKUT’UM dedin, imaj yaptın, +1 filan diyen arkadaşlar, siz maalesef, daha önce defalarca hepsinin adını verdiğim hakkımda bin tane yalan söyleyenlerin, iftira atanların, artık çeteyi geçtim karşısına çıkanı biçen, kafasına göre üye alan, kafasına göre üyelik vermeyen, insanların AKUT’un demokratik kurullarına bile aday olmalarını keyfi bir şekilde engelleyen, sandık diktatörlüğü yaparak AKUT’un mafyasına dönüşenlerin yalanlarına inanmak istediğiniz için inandınız. Hayatı Türkiye’nin sınırlarını aşmış başarılarla dolu, utanacağı, saklamak isteyeceği bir tek şeyi bile olmayan bir adama atılan bunca iftiraya, hakkında söylenen bunca yalana neden inandığınızı, neden inanmak istediğinizi bir bilene danışıp öğrenebilirsiniz, ben anlatmayayım…

AKUT demokratik bir kitle örgütü, ben de onun kurucularından biriyim ve 2.5 yıl 2. başkanlığını ve 18 yıl da başkanlığını yaptım. AKUT benim yönetimimde ünü Türkiye’yi aşan, dünya çapında tanınan ve takdir edilen, saygı duyulan bir kurum oldu. Bu başarı hepimizin, 25 yıla yaklaşan tarihi boyunca AKUT’a az ya da çok katkı veren herkesin ortak başarısı. Başarı hepimizin ve AKUT’un kuruluşundan istifa ettiğim güne kadarki bütün sürecinin doğal lideri bendim her zaman. AKUT içinde hiçbir zaman doğal liderliğim sorgulanmadı, ne içeriden ne de dışarıdan. 20 yıl boyunca hiç kimse karşıma aday olarak çıkmadı çünkü zaten mükemmel işleyen, herkesin gıpta ederek baktığı ve her geçen gün gelişen, büyüyen, yeni ve nitelikli gönüllülerin tercih ettiği bir kurumdu AKUT benim yönetimimde. Bir kez bile son genel kurulda yaşanan, ’neden biz asil üye yapılmadık da diğerleri yapıldı’ diye bir tartışma yaşanmadı, bir kez bile AKUT’un adaletli yönetilmediğini, gönüllülere haksızlık edildiğini söyleyen birileri çıkmadı. Bir iki kişisel münferit olay ise yandaş medya tarafından büyütüldü, kısa süreli bir etkisi oldu, tabanı yoktu, kişisel husumet kaynaklıydı, unutuldu gitti, üzerimizde kalmadı, bu iftiraları atanların da hepsi aramızdan gitti… 


AKUT bana çok benzer, benzerdi yani. Zekidir, cesurdur, atılgandır, beceriklidir, kıvraktır, riske girer, insan sever, hayvan sever, kimseyi yaşına, başına, kariyerine konumuna, parasına, cinsel tercihine, eğitimine göre değerlendirmez. Herkesi olduğu gibi kabul eder ve olduğu gibi sever. Kendisini etrafındaki her şeye ve herkese karşı sorumlu hisseder ve onlar için elinden geleni, gerekirse daha fazlasını yapar. Gördüğü bir yanlışa müdahale etmeden duramaz, illa yardım etmek ister, düzeltmek ister. Hakkını da kimseye yedirmez. Çünkü ben öyleyim ve 20 küsur yıl yönettiğim bir yerin de bana yani liderine benzemesi de tesadüf olmaz. Benim gençlik yıllarımdaki kişisel başarılarımdan ve zaferlerimden gurur duyanlar, bu kabiliyetlerimi AKUT çatısı altında gönüllüleri örgütleyerek, Türkiye’de büyük eksikliği olan toplumsal bir amaca hep birlikte hizmet etmemizden ve ülkenin en zor zamanında yanlarında olmamızdan daha da çok etkilendiler ve daha da çok gurur duydular…  

 

NASUH AKUT’U KULLANIYOR İDDİASI

Ben AKUT’la var olmadım ama AKUT binlerce gönüllünün emeğiyle birlikte benle var oldu. Ben olmasaydım AKUT’un buralara gelme şansı asla olmazdı. Şu anda yaşadığımız ikiliği, bölünmeyi, hizipçiliği, çıkar peşinde koşmayı daha ilk başlarda yaşardı, nitekim çıkar peşinde koşma kısmı hariç yaşadı da ama ben AKUT’u bir arada tuttum. Eğer tutmasaydım, tutamasaydım, ülkenin diğer sıradan STK’ları gibi bir parlar, sonra kavgalarla bölünür, dağılır, söner giderdi. 3 yıldır benim AKUT’ta artık bir etkim kalmadı, AKUT’un da artık eski AKUT’la bir alakası kalmadı. AKUT da artık Türkiye’nin ortalamasına benzedi, oysa AKUT bir tek kendine benzerdi ve koca ülke tam da bu yüzden en üst düzeyde güvendi, sevdi, saygı duydu, bağrına bastı, örnek aldı ve el üstünde tuttu bizi…    

Dağcı arkadaşlarımla AKUT’u kurmadan önce, Türkiye’de hala tekrarı yapılmayan Kar Leoparı unvanını almıştım, Türkiye’nin en yüksek kış tırmanışını, Türkiye’nin en yüksek Solo tırmanışını yapmıştım, bir sezonda üç 7.000’liğe birden tırmanmıştım, benden önceki Türkiye’nin en yüksek tırmanışını egale etmiştim, üstüne de dünyanın en yüksek dağı Everest’e tırmanan ilk Türk dağcı ve dünyadaki ilk Müslüman dağcı olmuştum. Yanında da iki tane kitap yazmıştım. 1992 ve 1994 yıllarında iki kere Türkiye’nin en başarılı dağcısı seçilmiş ve yılın sporcusuna aday gösterilmiştim. Bunların hepsini daha ortada AKUT yokken yapmıştım. Zaten kurucularda en ciddi ve konuya en uygun kariyer bende olduğu için, benim popülerliğimi özellikle AKUT’u tanıtmak ve güçlendirmek için kullandık. AKUT’a daha 4-5 yıl önce katılıp da 20 yıllık geçmişi yok sayan, ’EKİP olmadan dernek olmaya çalışmanın bizi getirdiği nokta bu işte’, diyebilecek kadar densiz bazılarına belki inanması zor gelebilir ama, 24 - 25 yıl önce AKUT’ta yaptıklarımızı duyurmak ve toplumun desteğini, bağışlarını alabilmek için başka şansımız yoktu. Elimizdeki tek marka bendim...  

 

1996’da AKUT’u kurduğumuz yıl, dünyanın en popüler macera yarışı Camel Trophy Türk takımına 30-35 bin adayın arasından seçilmiştim ve ekip arkadaşımla Kalimantan’da Takım Ruhu ödülünde dünya ikincisi, genel sonuçlarda da dördüncü olmuştuk. Aynı yıl, Yedi Zirveler’i tamamlayan dünyadaki 45 dağcıdan biri ve dünyanın en genç dağcısı olmuştum, bir de yanında 3. kitabımı yazmıştım. Ben zaten kendi kariyerimde birden fazla alanda, daha önce eşi benzeri görülmemiş bir hızda peş peşe, bazılarının bugüne kadar hala tekrarı yapılmamış pek çok başarıya imza atmıştım. Bu tırmanışlarımda 7 arkadaşım da hayatını kaybetmişti, bu işler çocuk oyuncağı değil yani. AKUT ise benim kariyerimin taçlanması olmuştu. Çünkü diğerlerinin hepsi benim kişisel başarılarımdı, hepsini bileğimin hakkıyla, her tür riski göze alarak ve çok çalışarak elde ettim, hepsi kişisel tutkularımdan ve yaşamda kendime koyduğum hedeflerimden geliyordu… 

Oysa AKUT bambaşka bir hareketti. AKUT başkaları içindi, senden başka herkes içindi, bize emanet edilen bu koca memleket içindi. Hayatımızda hiç görmediğimiz ve bir daha da hiç görmeyeceğimiz insanların hayatı için, sağlığı için kendi hayatımızı ve sağlığımızı tehlikelere atarak onları kurtarmaya çalıştığımız, Türkiye’nin o güne dek görmediği çok güçlü, çok etkili ve çok asil bir hareketti. Ben de bu hareketin doğal lideriydim, en başından itibaren. İlk yıllardaki bütün operasyonlarda en baştaydım çünkü çok tecrübeliydim ve dağlarda çok hızlıydım. Enkazlarda ise kask bile takmazdım, gerisini siz düşünün…

AKUT’u kurduktan sonra da kariyerim aynı hızla devam etti, yani sırtımı AKUT’a filan dayamadım, AKUT’a sığınmadım, bazılarının öyle inanmak, inandırmak istediği gibi. AKUT kurulduktan bir yıl sonra, kız arkadaşımla birlikte motosikletle Katmandu’ya gittik, 4 ayda 21.000 km yol yaptım ve bu yolculuğun da kitabını yazdım. Dünyanın en zor dağlarının ilk Türk tırmanışlarını yapmaya devam ettim. 1 tane 7000’lik, 4 tane de 8000’lik zirve daha yaptım. AKUT öncesinde Bir 7000’likle bana ait olan Türkiye’nin en yüksek Solotırmanışını AKUT sonrasında 8000’liğe çıkardım. Türkiye’nin en yüksek Oksijen desteksiz tırmanışlarını yaptım. K2’ye bile Oksijen desteksiz çıktım ve bir kez daha Everest’e çıktım. Sivil topluma inanan birisi olarak Ortak İdealler Derneği’nin kurucu yönetim kurulu üyesi oldum. ASHOKA Vakfı’nın kurucu başkan yardımcısı oldum, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin genel başkan yardımcısı oldum, daha başka bir çok STK’da görev aldım. Motosikletle ve yelkenle dünyayı gezmeye devam ettim. 3 ayrı kitap daha yazdım, vs vs. Hepsini yazmaya kalksam iş çok uzar ama demeye çalıştığım, AKUT benim yaptığım bir çok güzel şeyden biri ve en başta geleni. Bunu sömürüyormuşum gibi 20 küsur yıllık süreci ve emeğimi yorumlamak biraz ayıp oluyor. Hoş, AKUT’ta artık ayıp, utanma, yüzü kızarma gibi kavramlar kalmadı ya neyse...

AKUT’TA HERKES FİKRİNİ SÖYLERDİ AMA SON SÖZÜ BEN SÖYLERDİM

AKUT’ta herkes her istediğini, her konuda fikrini söylerdi, bütün meselelerimizi herkese açık olarak yaptığımız yönetim kurulu toplantılarında veya bütün güçleriyle moderasyona tabi tutmaya çalıştıkları eposta grubumuzda, herkesin ortasında konuşur, tartışırdık ama son sözü her zaman ben söylerdim. Benim kararım da ortak aklın kararı olurdu çoğu zaman, olmadığı durumlarda da gerekirse bıkmadan usanmadan anlatır, konuşur ve neden öyle olmasını istediğime ikna ederdim herkesi. Kimseye zorla bir şey yaptırmadım bugüne dek. Her seferinde, her sorularına cevap vererek ikna ettim farklı düşünenlerin büyük çoğunluğunu. Son 3 yıldır sizle hiç yüz yüze konuşamadık. Nisan 2017’de Enstitü dolandırıcılığını avukatlarımızdan aldığımız hukuki yorumla birlikte AKUT’un lider kadrosuyla paylaştığımız ve ne yapmamız gerektiğini hep birlikte bulmak istediğimiz toplantıda, bir, iki tane kişilik bozukluğu olan tipin aşırı ajitasyonu altında ve malum ekiptekilerin, ‘şaibesiz YK istiyoruz’bağırışlarıyla asıl konumuzu konuşamadık bile. Bir gürültü koptu, yalanlar söylendi, konu özünden uzaklaştı ve konuşmamız gerekenlerin hepsi çöpe atıldı, sadece YK’nın komple değiştirilmesi talebine bağlandı… 

Arkasından iki tane toplantı daha yaptık, derdimiz hala tüm olan biteni herkes öğrensin, ortak akıl karar versin olduğu için bu konuyu avukatlarımızla birlikte konuşalım, herkes sorusunu konuyu en iyi bilenlere sorsun diye ama ne oldu biliyor musunuz? O iki toplantıya da bu kadar gürültü yapan ve onların etkisinde kalan hiç kimse gelmedi. Herkes bu sorunun çözümünün tüm YK’nın değiştirilmesi gerektiği olduğuna o kadar inanmış ve inandırılmıştı ki, başka bir çok yalanla birlikte, AKUT’u olağanüstü genel kurula götürüp Saydun’u ve benimle birlikte AKUT’u uzun yıllar yöneten yönetim kurulunu da devirme amacıyla kullanıldı bu süreç. Oysa 7 kişilik yönetim kurulunda sadece bir - 1 kişi bu pis işin bir parçasıydı, diğer altı - 6 kişi suçsuzdu ve eğer biri cezalandırılacaksa yönetimden, tek kişi de o olmalıydı. Ama malum ekip bu konuyu tüm YK’yı değiştirmek ve yönetime çökmek için kullandı. Yeni YK, o bir kişiyi de korudu, disipline bile vermedi ve diğerlerini AKUT’tan uzaklaştırma kararını yüzüne gözüne bulaştırdıysa da, eski YK’daki suç ortaklarına dokunmadı bile. Hatta sağda solda suçsuz olduğunu anlatıyorlar...

O yüzden size bin kere adlarını, ekiplerini söylediğim, yaptıklarını anlattığım, yönetimi ele geçirenlerin ele başları, iktidar baskısıyla istifaya zorlandığım o şerefsiz süreçte, içeriden de isyan bayrağını açtılar, eşzamanlı, eşgüdümlü olarak, önceden planlanmış olarak, önceden Orhan Karakurt’la görüşülmüş olarak yaptılar her şeyi. Daha önce de her fırsatta çıkıntılık yapan küçük bir gruptu bunlar ama asla beni devirebilecek güçte değillerdi. Ne zaman ki Ankara’dan; ‘Artık düğmeye basıyoruz, Nasuh’u kesin olarak AKUT’un başından alacağız’ hatta ‘Nasuh tutuklanacakmış’ söylemini duydular, işte tam o zaman içeriden de operasyona başladılar, bastılar yaygarayı Nasuh istifa etsin, onursal başkan olsun diye. Nasuh şöyle, Nasuh böyle diye. Ben istifa edince de operasyon Saydun’a kaydı ve onu da devirdiler. Recep bizzat Saydun’a yalan söyledi YK’da hepimizin gözü önünde, tıpkı beni istifa etmem için ikna etmeye çalışırken bana söylediği gibi. Eğer Haziran’da olağanüstü genel kurul yaparsak Saydun’un yeniden başkan seçileceğini ancak eğer sonbahara kalırsa bunun olamayacağını söyledi. Bunun üzerine Saydun olağanüstü genel kurul kararı aldı ama Recep 4 gün sonra Saydun’u desteklemediğini açıkladı ve sonunda da kendisini en az oy alan YK üyesi olarak başkan seçtirmeyi başardı…

ESKİ AKUT’TA BU DURUM NASIL ÇÖZÜLÜRDÜ?

Eski AKUT’ta bu sorun şöyleçözülürdü. Yıllardır yapılmayan Beyin Fırtınası toplantımızı yapardık, tüm ekiplerin lider kadroları bir araya gelirdik, belki 300 kişi belki daha fazla ve tüm meselelerimizi açık olarak ve herkesin ortasında, herkesin gözü önünde konuşurduk ve herkesin katılımıyla çözerdik. Benim AKUT’tan başka hiçbir önceliğim olmadığı için de her buluşmada, kafası karışanların, yanlış düşüncelere çekilmeye çalışanların hepsini ve tüm soruları, konuları üzerinden ikna ederdim ve herkes fotoğrafın bütününe daha hakim olur, kafalarındaki soru işaretleri giderilir ve biz de yolumuza devam ederdik. 3 yıl öncesine dek de hep öyle oldu, 20 yıl boyunca...

Ancak istifaya zorlandığım süreçten bugüne dek bir kez bile böyle bir toplantı yapılmadı, beni gönüllülerle bir araya getirmemek ve konuşturmamak için her şeyi yaptılar. 3 yıldır yüz yüze hiçbir kalabalık toplantıda bir araya gelemedik, bunu özellikle yaptılar çünkü biliyorlar ki, karşılıklı konuşursak, tüm konularda, tüm sorularda doğrusunu anlatır ve herkesi ikna ederdim. Her şeyi bildiğim için değil, hiç yalan söylemediğim, lafı eğip bükmediğim ve her zaman AKUT’u öncelediğim için. Bu yazdığımı bir Beyin Fırtınası toplantısında bunları ve daha fazlasını konuşmak üzere bir davet olarak da okuyabilirsiniz. Öyle bir delikanlılık yapabilirlerse, eskiden olduğu gibi bu meselemizde de karşılıklı konuşarak, provokatörlere fırsat vermezsek ve gargaraya getirmezsek en doğrusunu birlikte bulabiliriz…   

Sevgilerimle,

Ali Nasuh Mahruki


nasuhmahruki.com

dogadaliderlik.com


kendieverestinizetirmanin.com

oncevatan.org


akut.org.tr


akutspor.org.tr


akutvakfi.org.tr


PS 1. AKUT’un yasa dışı bir şekilde elinden (ç)alınan genel merkez arsamız ve binamız konusu, tüm bu konuştuklarımız kadar önemlidir. Anamızın ak sütü gibi AKUT’a helaldir ve AKUT’un hakkıdır. Milyonlarca liralık bir değerdedir ve eğer doğru değerlendirilebilirse tek başına bile AKUT’un geleceğini ve sürdürülebilirliğini sağlayabilecek potansiyele sahiptir. Artık tüm seçim tantanası da bittiğine göre, kimsenin bu işi takip etme konusunda bahanesi de kalmadı. Yönetim kurulunun bu konuyu mutlaka Ankara’daki muhataplarıyla görüşmesi ve bu yanlışı düzeltmesi gerekir. Susmamız, sessiz kalmamız sadece burasını geri almamızı zorlaştıracaktır. En kısa sürede bir eylem planı içinde harekete geçilmelidir. Benim istifa sürecimde bu konuyu özellikle açtırdım telefon görüşmesinde ve Orhan Karakurt’tan da destek vereceği sözünü aldık tüm YK olarak ve ondan sonra istifayı kabul ettim. Ancak Ankara’ya rant ve hırs tatlı geldi ve sözlerinde durmadılar Yine de bunu geri çevirmek elimizde...  

PS 2. Bir önceki yazımda Disiplin Kurulu kararlarında Yönetim Kurulu’nun etkisini, baskısını uzun uzun anlatmıştım ancak yönetime direnen ve AKUT’a yakışır bir disiplin kurulu olması için mücadele eden ancak sonunda da istifa etmek zorunda kalan arkadaşlarımızın çabalarını vurgulayamadım tam olarak. Disiplin Kurulu’muzda görevini hakkıyla yapmaya çalışan ama bizzat yönetim kurulu ve etrafındaki çıkarcılar tarafından yaptırılmayan ve görevlerinden istifa ederek ayrılan değerli gönüllülerimizi bu vesileyle takdirle anıyorum…  

PS 3. Yönetim kurulu ve ekip liderleri arasındaki kirli işbirliğinin bir parçası olmayan ekip liderlerimizi bu söylediklerimin dışında tutuyorum, onlar lütfen alınmasınlar, kimlerden bahsettiğimi hepsi biliyor zaten... 





 ADI SOYADI :  
 
 E-MAİL :  
 
 
 
 
 
 
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR
 
1 - 15 TEMMUZDAN HİÇ Mİ DERS ALMADINIZ!

21-08-2019 - 11:46

 
2 - SUUDİ ARABİSTAN VE BAE HEDEFİ!

08-08-2019 - 11:25

 
3 - ORTAYLI: BAKANLIĞIN VERDİĞİ RAKAMLAR GÜLÜNÇTÜR!

05-08-2019 - 00:26

 
4 - ORDU, S-400, F-16 YADA NATO, ŞAKALAŞMAYA GELMEZ

29-07-2019 - 14:26

 
5 - ORDU, S-400, F-16 YADA NATO, ŞAKALAŞMAYA GELMEZ

29-07-2019 - 14:22

 
 
DİĞER YAZILAR :  [ 1 ]  [ 2 ]  [ 3 ]  [ 4 ]  [ 5 ]  [ 6 ]  [ 7 ]  [ 8 ]  [ 9 ]  [ 10 ]
 
YAZARIMIZA AİT SİSTEMİMİZDE KAYITLI TOPLAM 46 ADET YAZI KAYITLI .
 
 
           ..
 
TÜM YAZARLAR



Aydın Hava Durumu

Pazar Sıcak Sıcak 41°C 24°C

Pazartesi Sıcak Sıcak 39°C 25°C

Salı Sıcak Sıcak 39°C 24°C



           YORUMLAR
ERDEM TUNÇ

     Bakan Pakdemirli ağzından baklayı kaçırdı. Basın açıklamasında Türk Hava Kurumu Chp ile işbirliği içinde deyiverdi. ...

SELİN SEVER

     Sayın Bakan TSK nın ve THK nın uçaklarını yaşlı diye kiralamadığınızı söylüyorsunuz. Acaba Rus Helikopterlerin 60 ...

HASAN YILMAZ

     MAALESEF BU HASTALIK BİZDE HEPİMİZDE VAR. TOPLUM TEPKİ GÖSTERİYOR. PARTİ GENEL BAŞKANI ELEŞTİRİYOR. ETİK DEĞİL DEĞİL ...

EREN EFE

     Sayın Haberci arkadaş Üniversitelerde akraba atamalatını da görün. Eski ADÜ Rektörü Cavit Bircan Karısını atama yaptığında ...

VAHDET TÜRKOĞLU

     Hasan Bey yazınızı tek çırpıda okudum. hepsine katılıyorum. Eskiden tek tük olan yağma talan rant şimdi ...

KÜRŞAT GÜLER

     Ne Diyeyim eksik bile yazmışsın. Satılanlara ve Rannta kurban edilen doğaya mı yanayım, Türk Halkının vurdumduymazlığınamı? ...


           ANKET
BAŞKANLIK SİSTEMİNİ NASIL BULUYORSUNUZ?
% 46 √ Toplam : 56 - Başarı Buluyorum.
% 15 √ Toplam : 18 - Başarısız Buluyorum.
% 5 √ Toplam : 6 - Revizyon Gerekir
% 35 √ Toplam : 42 - Parlamenter Sisteme dönülmeli.
   

TRT Spor Haberler



GÜNCEL   SİYASET   EKONOMİ   AYDIN   SAĞLIK   MAGAZİN   SPOR   LEZZETLERİMİZ  
KÜLTÜR/SANAT   ÇEVRE   KAMPANYALAR   kampanyalar   YAZAR GİRİŞİ   SİVİL TOPLUM   EĞİTİM   HABER VİDEOLARI  
FİLM FRAGMANLARI   KOMİK VİDEOLAR   VİDEO  

RSS © 2012 Ajans 09/ Aydın Haberleri Sitesi
Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır
Gizlilik İlkeleri | Kullanım Koşulları | Künye | Reklam | İletişim